Psikolog Selen Yıldırım

Psikolog Selen Yıldırım Haliç Üniversitesi Psikoloji lisanslı;
Çocuk Değerlendirme,
Ergen, Yetişkin Terapi
Kültür Üniversitesi Endüstri ve Örgüt Psikolojisi yüksek lisans.

29/03/2026

Sigara çoğu zaman keyiften değil,
biraz rahatlamak için içiliyor.

Mesela kahve içiyorsun → yanında sigara,
biriyle tartışıyorsun → “bir sigara yakayım” diyorsun,
ya da kafan dolu → balkona çıkıp bir nefes almak istiyorsun…
ve o an gerçekten kısa bir “oh be” hissi geliyor.

Beyin de bunu kaydediyor:
“Zorlandığında bunu yap, işe yarıyor.”

Zamanla sigara,
👉 stresle, sıkıntıyla, yalnızlıkla baş etmenin bir yolu haline geliyor.

O yüzden bırakmak zor,
çünkü aslında sigarayı değil,
👉 kendini sakinleştirme şeklini bırakıyorsun.

🔄Sigara çoğu zaman bir alışkanlık değil, duygu düzenleme aracıdır.

Stres, kaygı ya da sıkıntı geldiğinde kişi sigara içer → geçici bir rahatlama hisseder.
Bu da beyinde “bunu yap, iyi hissediyorsun” şeklinde öğrenilir (negatif pekiştirme).

24/03/2026

Lütfen sinir sistemimizin o anki duruma,şartlara, koşullara bağlı olarak tepki verdiğini sindirelim🥲

Sinir sistemi, sandığımız gibi “mantıklı kararlar veren” bir yapı değil; o, her an içinde bulunduğu koşullara göre hayatta kalmayı öncelikleyen bir sistemdir. Geçmiş deneyimlerin, öğrendiğin kalıpların ve o anki fiziksel-duygusal durumunun birleşimiyle tepki verir.

Bazen fazla kaygılı, bazen aşırı tetikte, bazen de tamamen donuk hissetmen… Bunlar bir “zayıflık” değil. Bunlar, sinir sisteminin o an için elindeki verilerle seni korumaya çalışmasının bir sonucu.

Bugünden bakınca “abartmışım”, “öyle tepki vermemeliydim” demek kolay. Ama o anki sen, bugünkü bilgiye, farkındalığa ve regülasyon becerilerine sahip değildi. O anki tepki, o anki şartların içinden çıkan en mümkün tepkilerden biriydi.

Belki de asıl ihtiyaç olan şey:
Geçmişteki kendini yargılamak değil, onu anlamak.

Çünkü iyileşme çoğu zaman şuradan başlar:
“Böyle hissetmemin bir sebebi vardı.” diyebilmekten.

Kendine bugünden bakarken biraz daha yumuşak ol.
Çünkü sinir sistemin hâlâ öğreniyor, hâlâ güncelleniyor ve hâlâ seni korumaya çalışıyor.

22/03/2026

Öngörülemez bir ebeveynle büyüyen çocuk için dünya, tahmin edilmesi zor bir yer haline gelir.
Bir gün sevgi dolu olan, ertesi gün öfkeli ya da mesafeli davranabilen bir ebeveyn; çocukta sürekli bir “tetikte olma” hali yaratır.

Bu çocuklar zamanla çok iyi gözlem yapmayı öğrenir.
Ses tonunu, yüz ifadesini, en küçük değişimi bile fark ederler. Çünkü bu onların hayatta kalma stratejisidir.

Psikolojide bu durum çoğu zaman hipervijilans (aşırı tetikte olma hali) ve kaygı temelli kontrol ihtiyacı ile açıklanır.

Yetişkinlikte ise bu öğrenilmiş strateji şöyle kendini gösterebilir:
• Her şeyi kontrol etme isteği
• Belirsizliğe tahammül edememe
• İnsanların duygu değişimlerine aşırı duyarlılık
• Sürekli “bir şey ters gidecek” beklentisi

Aslında bu bir “karakter özelliği” değil, zamanında işe yaramış bir uyum becerisidir.
Çocukken seni koruyan bu sistem, yetişkinlikte seni yorabilir.

İyi haber şu ki:
Fark etmek, değiştirebilmenin ilk adımıdır.

Kontrol etmeye çalıştığın her şeyin altında çoğu zaman bir “güvende olma” ihtiyacı vardır.
Ve bu ihtiyaç artık dış dünyayı kontrol ederek değil, içsel güven duygunu güçlendirerek karşılanabilir.

Geçmişte geliştirdiğin bu hassas radar sistemi seni korudu.
Ama bugün, hayatını yönetmek zorunda değil.

21/03/2026

“Yüklediğimiz anlamın acısını çekeriz gerçeğin değil.”

İnsanın Anlam Arayışı kitabında:

Viktor Frankl, N**i toplama kamplarında yaşadığı deneyimlerden yola çıkarak çok net bir şey söyler:
İnsanı yıkan şey sadece yaşadığı acı değildir; o acının “ne anlama geldiği”dir.

Kitapta dikkat çeken birkaç temel fikir var:

1. Acı kaçınılmaz olabilir ama anlamı seçilebilir
Frankl, kamp koşullarının herkes için aynı derecede korkunç olduğunu ama herkesin aynı şekilde çökmeyebildiğini anlatır. Bazı insanlar umudunu tamamen kaybederken, bazıları küçük şeylerde bile bir anlam bulup hayatta kalma gücü bulabiliyordu.
Çünkü insanın elinden her şey alınsa bile, “tutumunu seçme özgürlüğü” kalır.

2. Anlam yoksa boşluk oluşur (varoluşsal boşluk)
İnsan neden yaşadığını bilemediğinde, içsel bir boşluk hissi oluşur. Bu boşluk da kaygı, depresyon ya da anlamsızlık hissi olarak ortaya çıkar.
Bugün birçok psikolojik zorlanmanın altında da bu “anlam kaybı”nın olduğunu söyler.

3. Anlam dışarıda hazır bulunmaz, kişi kurar
Hayatın bize hazır bir anlam sunmadığını, aksine her durumda bizim ona verdiğimiz cevapla anlamın oluştuğunu vurgular.
Yani “Bu neden başıma geldi?” sorusu yerine,
“Ben bu yaşananla ne yapacağım?” sorusu daha dönüştürücüdür.

4. Sevgi ve sorumluluk anlamın iki güçlü kaynağıdır
Frankl, en zor anlarında bile sevdiği insanı düşünmenin ona dayanma gücü verdiğini anlatır. Aynı şekilde, bir sorumluluğa sahip olmak da insanı hayata bağlar.

17/03/2026

Bazı çocuklar oyun oynayarak değil, gözlem yaparak büyür.
Bir odanın havasını koklar gibi hissederler; ses tonlarından, bakışlardan, kapı kapanışlarından anlam çıkarırlar. Çünkü evlerinde duygu, sabit bir şey değildir. Ne zaman neyle karşılaşacaklarını bilemezler.

Ebeveynin ruh hali öngörülemez olduğunda, çocuk için en güvenli yol “anlamak” olur.
Psikolojide bu duruma sıklıkla hipervijilans (hypervigilance) denir: Kişinin çevresindeki duygusal ipuçlarına karşı aşırı tetikte olması.
Çocuk, potansiyel bir öfkeyi ya da ani bir değişimi önceden fark edebilirse kendini koruyabileceğini öğrenir.

Bu süreçte gelişen bir diğer mekanizma ise fawn tepkisidir (travma yanıtlarından biri).
Savaş (fight), kaç (flight) ya da don (freeze) yerine, çocuk “uyumlanarak” hayatta kalır.
Yani karşısındakini memnun ederek, onu regüle etmeye çalışarak güvenlik sağlar.

Bağlanma kuramı açısından bakıldığında ise bu çocuklarda çoğunlukla kaygılı bağlanma (anxious attachment) örüntüleri gelişir.
Çünkü bakım veren figür hem ihtiyaç duyulan kişi hem de belirsizlik kaynağıdır. Bu da çocuğun sürekli tetikte ve ilişkide “fazla yatırım yapan” bir konumda kalmasına yol açar.

Zamanla bu çocuk, kendi duygularından çok başkalarının duygularına odaklanmayı öğrenir.
Bu bir tercih değil, bir adaptasyondur. Sinir sistemi, güvenliği dışarıyı okuyarak sağlamaya koşullanmıştır.

Büyüdüğünde ise bu beceri “empati” olarak görünür.
Hatta bazı araştırmalar, bu tür erken dönem deneyimlerin duygusal zeka ve zihinselleştirme (mentalization) kapasitesini artırabildiğini gösterir.
Kişi, başkalarının zihin durumlarını anlama konusunda oldukça yetkin hale gelir.

Ama çoğu zaman bir şey eksiktir:
İnterosepsiyon, yani kişinin kendi içsel sinyallerini (duygu, beden hissi) fark etme kapasitesi.
Çünkü o, yıllarca kendini değil ortamı düzenlemeye çalışmıştır.

Bu yüzden bazı yetişkinler çok anlayışlıdır ama kolay yorulur.
Bu durum literatürde zaman zaman empatik yük (empathic distress) ya da duygusal tükenme ile ilişkilendirilir.
Herkesi hisseder ama kendini duymakta zorlanır.

Sınır koymak zorlaşır çünkü sinir sistemi hâlâ eski öğrenmeyi taşır:
“Karşımdaki rahatsız olursa bu tehlikelidir.”

Devamı yorumlarda⬇️

Kendini yeniden birini sevecek durumda bulursan, lütfen beni sev
12/03/2026

Kendini yeniden birini sevecek durumda bulursan, lütfen beni sev

08/03/2026

Bazen sadece koşuya çıkıyoruz.
Kulaklık takıyoruz ama sesi çok açmıyoruz.
Arkamızdan biri geliyor mu diye adımların ritmini dinliyoruz.

Bir mesaj yazıyoruz:
“Koşuya çıktım.”
Bir mesaj daha:
“Eve varınca haber veririm.”

Çünkü biz kadınlar çoğu zaman sadece koşmuyoruz.
Aynı anda tetikteyiz.
Biri takip ediyor mu, laf atacak mı, yaklaşacak mı, zarar verir mi…
Zihnimiz bunları tarıyor. Sürekli.

Ve en acısı ne biliyor musunuz?
Bunu normal sanmaya başladık..

Gece yürürken anahtarı parmaklarımızın arasına sıkıştırmak,
yolda telefonda biriyle konuşuyormuş gibi yapmak,
arkamızdan gelen adımları saymak…

Bunlar hayatta kalma stratejileri gibi öğretiliyor bize. Normalleştiriliyor.

Oysa bir kadının sokakta, parkta, sahilde, koşu yolunda
sadece nefesini dinleyerek koşabilmesi gerekir.
Korkmadan. Hesap yapmadan.

Her kadın cinayeti haberi,
her kaybolan, susturulan, yaralanan kadın
bize aynı şeyi tekrar hatırlatıyor:

“Bu korku bireysel değil.”

Ama buna rağmen buradayız.
Koşuyoruz. Çalışıyoruz. Seviyoruz. Üretiyoruz.

Ve birbirimizi gördükçe güçleniyoruz.
Çünkü biliyoruz ki
güvenli bir hayat istemek ayrıcalık değil, haktır.

Bir gün gerçekten sadece koştuğumuz bir dünyada buluşmak dileğiyle.

02/03/2026

Sen gökyüzüsün;

Yaşadığın fırtınalı günler sana ait ama sen sadece o anlar değilsin.

Tıpkı sadece güneşli günlere ait olmadığın gibi..

Benzer yaralar, birbirini tanır.İnsan en çok, içindeki sızıya değen bir sesle karşılaştığında rahatlar.Aynı yerden düşen...
26/02/2026

Benzer yaralar, birbirini tanır.
İnsan en çok, içindeki sızıya değen bir sesle karşılaştığında rahatlar.
Aynı yerden düşenler, birbirinin dizindeki tozu görür.
Ve terapi bazen tam da o anda başlar:
“Yalnız değilim” duygusuyla.

İlişki odaklı çalışmanın gücü buradadır.
Terapötik alan sadece anlatılanların değil, birlikte taşınanların yeridir.
Kişi ilk kez birinin gözünde eksik değil, anlaşılır olduğunu hisseder.
Savunmalar biraz gevşer, kelimeler biraz daha cesur olur.
Ve eski yaralar ilk defa kabuk bağlamaya niyetlenir.

Çünkü en derin izler temasla oluşur.
Görülmediğimiz, duyulmadığımız, tutulmadığımız anlarda.
Ama yine bir temasla değişir hikâye.
Biri acele etmeden yanında kalabildiğinde,
acı bir anda geçmez belki ama şekil değiştirir.

Benzer yollardan yürüyenler, birbirinin yükünü taşımaz;
ama yükün ağırlığını bilir.
Yolu kısaltmazlar,
fakat yürümeyi mümkün kılarlar.

Benzer yaralar, birbirini tanır.İnsan en çok, içindeki sızıya değen bir sesle karşılaştığında rahatlar.Aynı yerden düşen...
26/02/2026

Benzer yaralar, birbirini tanır.
İnsan en çok, içindeki sızıya değen bir sesle karşılaştığında rahatlar.
Aynı yerden düşenler, birbirinin dizindeki tozu görür.

Ve terapi bazen tam da o anda başlar:
“Yalnız değilim” duygusuyla.

İlişki odaklı çalışmanın gücü buradadır.
Terapötik alan sadece anlatılanların değil, birlikte taşınanların yeridir.
Kişi ilk kez birinin gözünde eksik değil, anlaşılır olduğunu hisseder.
Savunmalar biraz gevşer, kelimeler biraz daha cesur olur.
Ve eski yaralar ilk defa kabuk bağlamaya niyetlenir.

Çünkü en derin izler temasla oluşur.
Görülmediğimiz, duyulmadığımız, tutulmadığımız anlarda.
Ama yine bir temasla değişir hikâye.
Biri acele etmeden yanında kalabildiğinde,
acı bir anda geçmez belki ama şekil değiştirir.

Benzer yollardan yürüyenler, birbirinin yükünü taşımaz;
ama yükün ağırlığını bilir.
Yolu kısaltmazlar,
fakat yürümeyi mümkün kılarlar.

22/02/2026

Son zamanlarda hepimizin timeline’da şu üç karakter dolaşıyor:
Punch Maymun 🐵
Nihilist Penguen🐧
ve Wilson Tavuk🐓

İlk bakışta komik.
Biraz absürt.
Biraz “zaten hayat böyle” mizahı.

Ama dikkat edince başka bir şey var.

🐵Punch Maymun reddediliyor.
Hem diğerleri tarafından hem annesi tarafından.
Sonra gidip oyuncak maymuna sarılıyor.
Öfke var evet… ama asıl hikâye bağ kurma ihtiyacı.
Yumruk atan taraf belki de en çok sarılmak isteyen.

🐧Penguen koloniyi terk ediyor.
Kimse “kal” demeyince dağa doğru yürüyor.
Nihilizm bazen felsefi bir duruş değil,
“beni seçmediler”in ağır bir versiyonu.
Anlam yok demek, hayal kırıklığını uyuşturmanın yolu olabilir.

🐓Wilson selde gidiyor.
Sahibi arkasından “Lo siento Wilson” (replik) duyuluyor.
Özür var. Sevgi var.
Ama geç.
Bazen mesele sevgisizlik değil, zamanlama.
Bazen insanlar kötü değil, sadece geç kalıyorlar.

Bu üçü aslında üç ayrı figür değil gibi.
Üç ayrı savunma.

Biri öfkeyle dışa vuruyor.
Biri geri çekilip anlamı bırakıyor.
Biri güçlü duruyor ama içten içe kurtarılmayı bekliyor.

Ve belki de en zor cümle şu:
Hiçbirimiz nihilist doğmadık.
Hiçbirimiz yumrukla başlamadık.
Hiçbirimiz dağa yürümek istemedik.

Ama görülmeyince, tutulmayınca, korunmayınca
insan ya saldırıyor,
ya gidiyor,
ya da sel gelene kadar susuyor.

Belki timeline travma çöplüğü değil.
Belki kolektif bir “beni gör” çığlığı.

Ve belki mesele şu:
Gerçekten hiçbir şeyin anlamı yok mu?
Yoksa çok mu yorulduk?

Address

Mersin
33###

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Psikolog Selen Yıldırım posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram