Psikolog Selen Yıldırım

Psikolog Selen Yıldırım Haliç Üniversitesi Psikoloji lisanslı;
Çocuk Değerlendirme,
Ergen, Yetişkin Terapi
Kültür Üniversitesi Endüstri ve Örgüt Psikolojisi yüksek lisans.

Birazda isyan 🙆🏻‍♀️
04/01/2026

Birazda isyan 🙆🏻‍♀️

25/12/2025

Psikolojide bir davranış, kişi tarafından haklılaştırılıp tolere edildikçe içselleşir. Yani biri birine yalan söylediyse, aldattıysa ya da sınır ihlali yaptıysa ve bunu “koşullar”, “zorunluluk” ya da “haklı nedenler” ile açıklıyorsa; sorun davranışta değil, o davranışı mümkün kılan iç dünyadadır. Bu da davranışın tekrarlanma olasılığını artırır.

İnsanlar çoğu zaman kime yaptıklarından çok, ne zaman yapabileceklerine bakarlar. Uygun stres, fırsat ya da duygusal boşluk oluştuğunda aynı baş etme biçimi yeniden devreye girer. Çünkü değişmeyen şey olay değil, kişinin krizle başa çıkma yoludur.

Bu yüzden başkasına yapılan, şartlar benzer olduğunda sana da yapılabilir. İstisna, kişi davranışının sorumluluğunu alıp gerçekten içsel bir dönüşüm yaşadıysa ortaya çıkar;
aksi halde tekrar, zaman meselesidir.

📹

Tekrar Oku 🔄Tekrar 🔄Tekrar🔄Kulakların duyana kadar tekrar oku.
22/12/2025

Tekrar Oku 🔄

Tekrar

🔄

Tekrar

🔄

Kulakların duyana kadar tekrar oku.

16/12/2025

Aslında bu durumun fizyolojik bir sebebi bulunmaktadır.
Şöyle ki; insan sinir sistemi, süreklilik gösteren uyaranlara karşı duyarlılığını azaltacak şekilde çalışır.
Bu, beynin enerji tasarrufu yapmasını sağlayan temel bir adaptasyon mekanizmasıdır.

Bu nedenle insanlar, kendileri için yapılanları çoğu zaman fark etmez.
Çünkü beyin, sürekliliği hızla normalleştirir.
Psikoloji literatüründe bu süreç alışma (habituation) ve hedonik adaptasyon kavramlarıyla açıklanır.
Bir davranış sürekli tekrarlandığında, artık “çaba” olarak değil,
olması gereken bir ilişki standardı olarak algılanmaya başlar.

Bu noktada verilen fedakârlık, gösterilen anlayış ya da taşınan yük
bilinçli bir değerlendirmeden çıkar;
sinir sistemi düzeyinde arka plan uyaranı hâline gelir.

Sen verdiğinde bu bir fedakârlık değil,
sustukça bu bir anlayış değil,
taşıdıkça bu bir yük değilmiş gibi görünür.

Ancak davranış durduğunda sistem alarma geçer.
Çünkü yokluk, sinir sistemi için güçlü bir fizyolojik uyarandır.
Daha önce otomatikleşmiş olan, bu kez bilişsel farkındalık alanına girer.
Kaybolan şeyin değeri, ancak beyin onu artık düzenli olarak alamadığında anlaşılır.

Bu nedenle geri çekilmek, psikolojik açıdan bencillik değil;
ilişkisel dinamikleri ve görünmeyen emeği
görünür kılan bir farkındalık sürecidir.

📹👌🏻🌺

15/12/2025

Bu meslek 🩷 Ben 😌

Meslektaşlarım ? 🤝

Ne dersiniz😅

O heyecan o eşlik etme kıpırtısı😌

10/12/2025

Gün Işığı, Kapalı Hava ve Ruhsal Durum:

〰️〰️〰️〰️Bilimin Sessiz Gerçeği〰️〰️〰️〰️

İnsan beyninin duyguları nasıl düzenlediği, büyük ölçüde ışığa verdiği biyolojik tepkilere dayanır. Gün ışığı, özellikle de sabah saatlerinde alınan doğal ışık, beynimizde “iyi hissetme” kimyasalı olan serotoninin üretimini artırır. Aynı zamanda vücudun iç saati olan sirkadiyen ritmi senkronize eder. Bu ritim uyku düzeninden iştaha, enerjiden duygu durumuna kadar pek çok sistemi yönetir.

Kapalı, gri ve güneşsiz günlerde dışarıdan aldığımız ışık miktarı belirgin şekilde azalır. Bu azalma birkaç mekanizma üzerinden ruhsal durumu etkiler:
1. Serotonin düzeylerinin düşmesi: Daha az gün ışığı = daha az serotonin aktivitesi. Bu durum motivasyon azalması, dalgınlık, nedensiz hüzün ya da içe çekilme gibi belirtilerle kendini gösterebilir.
2. Melatonin ritminin bozulması: Melatonin normalde gece yükselir, sabah ışığıyla düşer. Kapalı havalarda bu düşüş yeterince güçlü olmadığı için kişi gün boyu normale göre daha uykulu, isteksiz ve ağır hissedebilir.
3. Sirkadiyen ritmin kayması: Güneş ışığı beynin “sabaha başladık” komutudur. Bulutlu günlerde bu sinyal belirgin olmadığı için biyolojik saat karışabilir; bu da duygu durum dalgalanmalarını tetikleyebilir.

Bilimsel araştırmalar, özellikle kuzey ülkelerinde gözlenen mevsimsel depresyonun (Seasonal Affective Disorder) temelinde ışık eksikliğinin olduğunu gösteriyor. Aynı mekanizmalar yoğun iş temposuyla gün ışığı göremeyen, kapalı ofislerde çalışan kişilerde de benzer şekilde etki gösteriyor.

🔚Sonuç olarak: Gün ışığı yalnızca bir aydınlatma değil, duygularımızı düzenleyen biyolojik bir besin gibi çalışır. Kapalı havalarda kendini daha isteksiz, duygusal ya da yorgun hissetmek bir zayıflık değil; bedenin ışığa duyarlı doğasının doğal bir yansımasıdır.

08/12/2025

Ne düşünüyorsunuz?
〰️
〰️
〰️
Insan ve değişim arasındaki ilişki kaçınılmazlık ve özgürlük arasında salınan bir dans gibidir.

1. Herakleitos’a göre insan zaten değişimin kendisidir.
“Bir nehre iki kez girilmez” derken aslında şunu söyler:
İnsan, her an yeni bir “ben”e dönüşür; değişim dışarıdan gelen bir olay değil, varoluşun ta kendisidir.

2. Varoluşçulara göre ise değişim bir seçimdir.
Sartre’ın dediği gibi insan “olmadığı şeydir ve olduğu şey değildir.”
Yani her anda yeniden kendimizi yaratır, kendimize biçtiğimiz anlamı değiştiririz.
Bu, özgürlüğün hem yükü hem armağanıdır.

3. Psikanalitik düşünceye göre değişim, içsel bir çatışmanın çözülmesiyle başlar.
Eski savunmalar artık işe yaramaz olduğunda, ruhun derinlerinde yeni bir düzen oluşur.
Değişim çoğu zaman sancılıdır; çünkü eski benlik ölmeden yenisi doğmaz.

4. Doğu felsefeleri ise değişimi doğallığın bir parçası görür.
Budizm’de “anicca” – her şeyin geçiciliği – temel hakikattir.
İnsan değişime direnerek değil, değişimle uyumlanarak huzura yaklaşır.

Sonuç olarak:
İnsan değişir çünkü yaşam değişimin kendisidir.
Bazen bu bir seçimdir, bazen zorunluluk.
Ama her durumda değişim, insanın hem kendini aşma kapasitesini hem de kırılganlığını gösterir.
Kimi zaman kaybetmek, kimi zaman bırakmak, kimi zaman yeniden kurmak…
Ve belki de en önemlisi:
Değişim, insanın kendisiyle yaptığı en dürüst yüzleşmedir.

04/12/2025

Ba Yıl Dım ! 👏🏼


Bu arada

📹: .shearhod

01/12/2025

Jung’a göre ele aldığımız zaman “korkulan şeyi yapmamak” ne anlama geliyor? İnceleyelim —>

1. Gölgeyle Yüzleşmekten Kaçınmak

Jung der ki: Kişinin en çok kaçındığı şey, gelişmek için en çok ihtiyaç duyduğu şeydir.
Konfor alanında kalmak, aslında gölgenin (shadow) içindeki korku, zayıflık, utanç veya güç potansiyeliyle yüzleşmekten kaçınmaktır.
Bu kaçınma sürdükçe kişi bilinç dışına ittiği tarafıyla çatışmaya devam eder

2. Kısır Döngü = Tekrarlayan Arketipsel Senaryolar

Jung’a göre bilinçdışımız, çözülmemiş bir konu olduğunda bizi aynı sahneye tekrar tekrar çıkarır.
Sembolik olarak bu, “ders tamamlanmadı, tekrar ediyorum” demektir.
Bu kısır döngü kişiyi cezalandırmak için değil, bütünleşmesi gereken parçayı görünür kılmak için vardır.

3. Konfor Alanı = Persona’nın Güvende Kaldığı Yer

Persona (topluma gösterdiğimiz yüz) değişimi sevmez.
“Kötü bile olsa bildiğim şey iyidir” mantığı, personanın kontrolü kaybetmemek için kurduğu bir savunmadır.
Oysa Jung’a göre gerçek dönüşüm ancak personanın değil özbenliğin (Self) yön gösterdiği yerde başlar.

4. Cesaret Adımından Sonra Gelen “Bilinçlenme”

Korkulan şeyi yapmak, Jung’un dilinde individuation (bireyleşme) yolunda atılan adımdır.
Bu adım:
• Gölgeyle yüzleşmeyi,
• Kendini daha dürüst görmeyi,
• Yeni bir iç denge kurmayı
mümkün kılar.

Yani korku, aslında yanlış bir sinyal değil; büyüme kapısının nerede olduğunu gösteren işaret.

5. Jung’un meşhur cümlesi

“Bilinçli olmadığımız her şey, kaderimiz olur.”
Korkudan kaçtıkça o korku, kaderimizi belirleyen görünmez bir el gibi bizi yönlendirir.
Yüzleştiğimizde ise o enerji bilinçdışından bilinç düzeyine çıkar ve artık bizi yönetmez.

📹minfullıst

25/11/2025

Yalnız değilsin 🤍

30/10/2025

✨ Kendini Gerçekleştiren Kehanet (Self-Fulfilling Prophecy)
Birine —hatta kendimize— sürekli bir şeyi yakıştırdığımızda, farkında olmadan o durumu gerçekleştirmeye başlarız.

Yani, beklenti gerçeği şekillendirir.

Örneğin:
“Ben yeterince iyi değilim.” diye düşünen biri, bu düşünceyle davranmaya başlar.
Risk almaz, geri planda kalır, çabasını azaltır…
Sonuç? Gerçekten “yeterince iyi değilmiş” gibi görünür.

İşte bu noktada devreye giren şey:
🌀 Düşünce – Davranış – Sonuç Döngüsü

1️⃣ Düşünce: “Bunu yapamam.”
2️⃣ Davranış: Denememeyi veya yarım bırakmayı seçersin.
3️⃣ Sonuç: Başaramazsın.
Bu sonuç, ilk düşünceni “kanıtlar” ve döngü yeniden başlar.

Kendini gerçekleştiren kehanet, tam da bu döngünün bir ürünü.
Ne düşünürsen, o yönde davranır; o davranış da düşünceni doğrular.

💬 O yüzden bazen “gerçek” sandığın şey, sadece kendine söylediğin hikâyedir.

Beynimiz tam bir orkestra gibi… 🎶 Her bölüm kendi melodisini çalıyor, bazen solo yapıyor, bazen de diğerleriyle uyum yak...
15/09/2025

Beynimiz tam bir orkestra gibi… 🎶

Her bölüm kendi melodisini çalıyor, bazen solo yapıyor, bazen de diğerleriyle uyum yakalıyor.

“İşte o uyum sayesinde duygularımız, düşüncelerimiz ve hareketlerimiz bir bütün oluyor.”

Address

Mersin
33###

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Psikolog Selen Yıldırım posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram