02/01/2026
Bu yılbaşı için çevrenizde duymadıysanız da sosyal medyada mutlaka denk geldiniz değil mi bu cümleye? “En yılbaşı olmayan yılbaşı”
Işıltılı sofralara, coşkulu eğlencelere ve geri sayımlara karşı bir kolektif yabancılaşma hali…
-Kişisel tarihimde ilk kez, ben de böyle hissedenlerden biriydim. -
Modern insan, zamanı linear algılamaya şartlanmıştır. Bir gece biter, yenisi başlar ve biz “resetleniriz” zannederiz. Oysa nörobiyoloji takvim yapraklarını tanımaz. Beden, travmayı, yorgunluğu ve ‘toplumsal tetikte olma halini’ hücresel hafızasında tutmaya devam eder.
Çoğu insan bunu ‘mutsuzluk’ ya da ‘toplumsal depresyon belirtisi’ zannetse de aslında bu, toplumsal bir depresyon belirtisi değil sağlıklı bir savunma mekanizması ve bir ‘Homeostaz arayışıdır’. Yani bedenin dengeye dönme isteği.
Bu ifadeyi kullananlar olarak sinir sistemlerimiz, kronik stres ve belirsizlikle dolu bir yılı sindirmeye çalışırken, takvimin dayattığı “Eğlenmelisin” komutunu reddetti diyebiliriz. Yani bedenlerimiz zihinlerimizden daha dürüst davranarak kutlanacak ‘yeni’den ziyade, onarılacak ‘eski’yle muhasebesini kapatmadı. Organizma, enerji rezervleri tükenmişken harici bir motivasyonla (yılbaşı eğlencesi ile) dopamin pompalamayı reddetti ve ‘Vital Exhaustion’ (Hayati Tükenmişlik) sınırında bir mola verdi.
Bu sebeple bu yılbaşında sessizlik talep eden bedene kulak verebiliriz. Modern beyin araştırmalarının da tavsiye ettiği gibi, sakin, doğayla bağ kurarak, yavaşlayarak, müzikle, meditatif bir onarıma alan açmak hakkımız.