Dereçine AİLE Sağlik Merkezi

Dereçine AİLE Sağlik Merkezi www.derecineasm.com Dereçine Aile Sağlık Merkezi
( 0272 ) 696 40 34
www.derecineasm.com

14/04/2026
14/04/2026

DUYURU!!!
17 Nisan Cuma Günü Saat:09:00'da Rahim ağzı kanser taraması için ebe hanımlar gelecektir. Taramasını yaptırmak isteyenler Cuma günü sabah Aile Sağlığı Merkezimize başvurabilirler.

Kalp Sağlığı Haftası (12–18 Nisan 2026)Kalp ve damar hastalıkları, ülkemizde ve dünyada en sık görülen, aynı zamanda en ...
14/04/2026

Kalp Sağlığı Haftası (12–18 Nisan 2026)

Kalp ve damar hastalıkları, ülkemizde ve dünyada en sık görülen, aynı zamanda en fazla engellilik ve ölümlere yol açan nedenler arasında yer almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre her yıl yaklaşık 20 milyon kişi kalp ve damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Nüfusun yaşlanması, artan kentleşme, sağlıksız yaşam tarzları ve stres gibi faktörler bu hastalıkların yaygınlaşmasında etkili olmaktadır. Ülkemizde, 2023 yılında yapılan bir çalışmada 15 yaş üzerindeki nüfusta kalp ve damar hastalığı sıklığının %7 olduğu ve sıklığın yaşla birlikte arttığı belirlenmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2024 yılına ait verilerine göre de ülkemizdeki tüm ölümlerin yaklaşık %28’i (her dört ölümden biri) kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanmaktadır.
Bu sebeplerden dolayı, kalp sağlığının korunması ve risk faktörlerinin azaltılması, toplum sağlığının geliştirilmesi gereken öncelikli alanlarının başında yer almaktadır. Her yıl 12-18 Nisan tarihleri arasını kapsayan Kalp Sağlığı Haftası, toplumda farkındalık oluşturmak, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını teşvik etmek ve kalp hastalıklarının önlenebilir olduğunu vurgulamak için önemli fırsatlar sunmaktadır.
Kalp ve damar hastalıkları önlenebilir…
Kalp ve damar hastalıklarının büyük bir kısmı, sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri ile önlenebilmekte ya da kontrol altında tutulabilmektedir. Tütün kullanımı, sağlıksız beslenme, fiziksel hareketsizlik, aşırı kilo, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol gibi değiştirilebilir nitelikteki risk faktörleri kalp hastalıklarının gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Bu risk faktörlerinin kontrol altına alınması ile kalp krizi ve inme gibi ciddi sağlık sorunlarının neredeyse %80’inin önüne geçilebilmektedir. Bakanlığımız tarafından her ilimizde teşekkül ettirilen ve sayıları 345’i bulan Sağlıklı Hayat Merkezleri, sigara bırakma poliklinikleri, diyetisyen, fizyoterapist, psikolog ve sosyal çalışmacılarla verdikleri danışmanlık hizmetleriyle risk faktörleri ile mücadele sürecine önemli katkılar sağlamaktadır.
Erken tanı ve düzenli takip çok önemlidir…
Kalp ve damar hastalıklarına erken tanı koymak, uygun tedavi ve düzenli takiplerle hastalığın ilerlemesini ve komplikasyon gelişmesini önlemek, oluşabilecek engellilikleri ve erken ölümleri azaltmak bakımından büyük önem taşımaktadır. Aile hekimliği birimlerimiz, kalp ve damar hastalıklarının erken tespiti ve yönetiminde kritik rol oynamaktadır. Bakanlığımız, Hastalık Yönetimi Platformu (HYP) adını verdiği bir uygulama geliştirerek, aile hekimlerimizin, kronik hastalıkların erken teşhisi, etkili tedavisi ve izlem süreçlerini kanıta dayalı klinik uygulama yönergeleri doğrultusunda yürütebilmelerine önemli bir destek sağlamıştır.
HYP kapsamında aile hekimlerimiz, kendilerine kayıtlı olan vatandaşlarımızın kalp ve damar hastalıklarına yönelik risk düzeylerini, uluslararası geçerliliği olan ölçekler kullanarak belirleyebilmekte; risk değerlendirmesi sonucuna uygun yaşam tarzı değişiklikleri konusunda danışmanlık önerilerinde bulunabilmekte; risk belirlenen hastaların uygun tedavilerini düzenlemekte ve gerekli hallerde bu kişileri, randevularını da alarak bir üst basamağa ya da sağlıklı hayat merkezlerine yönlendirebilmektedir.
Aile hekimlerimizin, 2025 yılında yapmış oldukları kardiyovasküler risk taramaları neticesinde 735 binden fazla vatandaşımızda kalp damar hastalığı riski belirlemeleri ve bu kişileri düzenli takibe almaları, HYP uygulamasının kronik hastalıkları yönetmekte ne kadar etkili kullanıldığını ortaya koymaktadır. Tabii ki uygulamanın başarısı, vatandaşlarımızın aile hekimlerinin yapmış olduğu çağrılara uyarak kalp ve damar hastalıkları risk değerlendirmesini zamanında ve düzenli bir şekilde yaptırmalarıyla daha da artacaktır.
Kalp Sağlığı Haftası vesilesiyle tüm vatandaşlarımıza aşağıdaki temel önerileri hatırlatıyor, kayıtlı oldukları aile hekimliği birimlerine başvurarak düzenli sağlık kontrollerini yaptırmaya, ailelerini ve çevrelerini bu konuda bilinçlendirmeye davet ediyoruz;

•Tütün kullanmayın: Sigara ve diğer tütün ürünleri kalp hastalıklarının en önemli nedenlerindendir. Tütün kullanımını bırakmak kalp sağlığı için atılabilecek en önemli adımdır.
•Sağlıklı beslenin: Sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller ve sağlıklı yağları içeren dengeli bir beslenme planı tercih edin. Tuz ve şeker tüketimini azaltın.
•Fiziksel olarak aktif olun: Haftada en az 150 dakika orta düzeyde fiziksel aktivite yapmaya özen gösterin. Günlük yaşamda hareketliliği artırın.
•Sağlıklı kilonuzu koruyun: Fazla kilo ve obezite kalp hastalıkları riskini artırır.
•Kan basıncınızı düzenli ölçtürün: Hipertansiyon genellikle belirti vermeden ilerler. Düzenli kontrol hayat kurtarır.
•Kan şekeri ve kolesterolünüzü takip edin: Diyabet ve yüksek kolesterol kalp hastalıkları için önemli risk faktörleridir.
•Stresi yönetin ve yeterli uyuyun: Ruhsal sağlık da kalp sağlığının ayrılmaz bir parçasıdır.

Unutmayalım;
-Kalp sağlığı korunabilir,
-Kalp hastalıkları büyük ölçüde önlenebilir.
-Sağlığınız ellerinizde …Kalp ve damar hastalıkları, ülkemizde ve dünyada en sık görülen, aynı zamanda en fazla engellilik ve ölümlere yol açan nedenler arasında yer almaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre her yıl yaklaşık 20 milyon kişi kalp ve damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Nüfusun yaşlanması, artan kentleşme, sağlıksız yaşam tarzları ve stres gibi faktörler bu hastalıkların yaygınlaşmasında etkili olmaktadır. Ülkemizde, 2023 yılında yapılan bir çalışmada 15 yaş üzerindeki nüfusta kalp ve damar hastalığı sıklığının %7 olduğu ve sıklığın yaşla birlikte arttığı belirlenmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2024 yılına ait verilerine göre de ülkemizdeki tüm ölümlerin yaklaşık %28’i (her dört ölümden biri) kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanmaktadır.
Bu sebeplerden dolayı, kalp sağlığının korunması ve risk faktörlerinin azaltılması, toplum sağlığının geliştirilmesi gereken öncelikli alanlarının başında yer almaktadır. Her yıl 12-18 Nisan tarihleri arasını kapsayan Kalp Sağlığı Haftası, toplumda farkındalık oluşturmak, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını teşvik etmek ve kalp hastalıklarının önlenebilir olduğunu vurgulamak için önemli fırsatlar sunmaktadır.
Kalp ve damar hastalıkları önlenebilir…
Kalp ve damar hastalıklarının büyük bir kısmı, sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri ile önlenebilmekte ya da kontrol altında tutulabilmektedir. Tütün kullanımı, sağlıksız beslenme, fiziksel hareketsizlik, aşırı kilo, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol gibi değiştirilebilir nitelikteki risk faktörleri kalp hastalıklarının gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Bu risk faktörlerinin kontrol altına alınması ile kalp krizi ve inme gibi ciddi sağlık sorunlarının neredeyse %80’inin önüne geçilebilmektedir. Bakanlığımız tarafından her ilimizde teşekkül ettirilen ve sayıları 345’i bulan Sağlıklı Hayat Merkezleri, sigara bırakma poliklinikleri, diyetisyen, fizyoterapist, psikolog ve sosyal çalışmacılarla verdikleri danışmanlık hizmetleriyle risk faktörleri ile mücadele sürecine önemli katkılar sağlamaktadır.
Erken tanı ve düzenli takip çok önemlidir…
Kalp ve damar hastalıklarına erken tanı koymak, uygun tedavi ve düzenli takiplerle hastalığın ilerlemesini ve komplikasyon gelişmesini önlemek, oluşabilecek engellilikleri ve erken ölümleri azaltmak bakımından büyük önem taşımaktadır. Aile hekimliği birimlerimiz, kalp ve damar hastalıklarının erken tespiti ve yönetiminde kritik rol oynamaktadır. Bakanlığımız, Hastalık Yönetimi Platformu (HYP) adını verdiği bir uygulama geliştirerek, aile hekimlerimizin, kronik hastalıkların erken teşhisi, etkili tedavisi ve izlem süreçlerini kanıta dayalı klinik uygulama yönergeleri doğrultusunda yürütebilmelerine önemli bir destek sağlamıştır.
HYP kapsamında aile hekimlerimiz, kendilerine kayıtlı olan vatandaşlarımızın kalp ve damar hastalıklarına yönelik risk düzeylerini, uluslararası geçerliliği olan ölçekler kullanarak belirleyebilmekte; risk değerlendirmesi sonucuna uygun yaşam tarzı değişiklikleri konusunda danışmanlık önerilerinde bulunabilmekte; risk belirlenen hastaların uygun tedavilerini düzenlemekte ve gerekli hallerde bu kişileri, randevularını da alarak bir üst basamağa ya da sağlıklı hayat merkezlerine yönlendirebilmektedir.
Aile hekimlerimizin, 2025 yılında yapmış oldukları kardiyovasküler risk taramaları neticesinde 735 binden fazla vatandaşımızda kalp damar hastalığı riski belirlemeleri ve bu kişileri düzenli takibe almaları, HYP uygulamasının kronik hastalıkları yönetmekte ne kadar etkili kullanıldığını ortaya koymaktadır. Tabii ki uygulamanın başarısı, vatandaşlarımızın aile hekimlerinin yapmış olduğu çağrılara uyarak kalp ve damar hastalıkları risk değerlendirmesini zamanında ve düzenli bir şekilde yaptırmalarıyla daha da artacaktır.
Kalp Sağlığı Haftası vesilesiyle tüm vatandaşlarımıza aşağıdaki temel önerileri hatırlatıyor, kayıtlı oldukları aile hekimliği birimlerine başvurarak düzenli sağlık kontrollerini yaptırmaya, ailelerini ve çevrelerini bu konuda bilinçlendirmeye davet ediyoruz;

•Tütün kullanmayın: Sigara ve diğer tütün ürünleri kalp hastalıklarının en önemli nedenlerindendir. Tütün kullanımını bırakmak kalp sağlığı için atılabilecek en önemli adımdır.
•Sağlıklı beslenin: Sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller ve sağlıklı yağları içeren dengeli bir beslenme planı tercih edin. Tuz ve şeker tüketimini azaltın.
•Fiziksel olarak aktif olun: Haftada en az 150 dakika orta düzeyde fiziksel aktivite yapmaya özen gösterin. Günlük yaşamda hareketliliği artırın.
•Sağlıklı kilonuzu koruyun: Fazla kilo ve obezite kalp hastalıkları riskini artırır.
•Kan basıncınızı düzenli ölçtürün: Hipertansiyon genellikle belirti vermeden ilerler. Düzenli kontrol hayat kurtarır.
•Kan şekeri ve kolesterolünüzü takip edin: Diyabet ve yüksek kolesterol kalp hastalıkları için önemli risk faktörleridir.
•Stresi yönetin ve yeterli uyuyun: Ruhsal sağlık da kalp sağlığının ayrılmaz bir parçasıdır.

Unutmayalım;
-Kalp sağlığı korunabilir,
-Kalp hastalıkları büyük ölçüde önlenebilir.
-Sağlığınız ellerinizde …

1-7 NİSAN ULUSAL KANSER HAFTASI Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu (IARC) çevresel ve yaşam tarzı faktörlerinin, k...
01/04/2026

1-7 NİSAN ULUSAL KANSER HAFTASI


Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu (IARC) çevresel ve yaşam tarzı faktörlerinin, küresel kanser yükünün yaklaşık %50’sine katkıda bulunduğunu, nedenleri hâlâ bilinemeyen kalan %50’lik kanser yüküne de etki yapmasının muhtemel olduğunu vurgulamaktadır. Ülkemizde yılda yaklaşık 240 bin kanser vakası teşhisi konulmaktadır; 2045 yılında bu sayının 419 bine ulaşacağı tahmin edilmektedir. Ülkemizde 75 yaşına kadar her 4 kişiden 1’inin kansere yakalanacağı ve her 8 kişiden 1’inin ise kanser nedeniyle hayatını kaybedeceği tahmin edilmektedir.
Ulusal düzeyde alınacak önleyici tedbirler ve yaşam tarzında yapılacak değişiklikler ile 2045 yılında ortaya çıkması beklenen en az 210 bin kanser vakasının yaşamı ve aileleri üzerinde doğrudan fark yaratmak mümkündür. Sağlıklı beslenerek, tütün ve tütün ürünlerinden uzak durarak ve hareketli bir yaşam sürerek kanser riskini azaltmak mümkündür. Bununla birlikte erken tanı konmuş ve uygun şekilde tedavi edilen birçok kanserin iyileşme olasılığı yüksektir. Dünyada ve ülkemizde ilk sıralarda yer alan kanser türleri akciğer, meme ve kolorektal kanserler olarak benzerlik göstermektedir.

Sık Görülen Kanser Türleri Ve Temel Bilgiler

1.Akciğer Kanseri
Önemi:
Akciğer kanseri, dünya genelinde ve ülkemizde kansere bağlı ölümlerin en önemli nedenlerinden biridir. Tütün ve tütün ürünleri kullanımı en güçlü risk faktörü olmakla birlikte, pasif sigara maruziyeti, hava kirliliği ve bazı mesleki kimyasallar da hastalık riskini artırmaktadır.


Belirtileri:
Akciğer kanseri erken dönemde belirti vermeyebilir. En sık görülen belirtiler şunlardır:
•Uzun süre geçmeyen veya giderek kötüleşen öksürük
•Kanlı balgam
•Göğüs ağrısı
•Nefes darlığı
•Ses kısıklığı
•Açıklanamayan kilo kaybı ve halsizlik
Korunma Yolları:
•Sigara ve diğer tütün ürünlerinden uzak durmak
•Pasif sigara dumanından kaçınmak
•Hava kirliliğinin yoğun olduğu ortamlardan mümkün olduğunca uzak durmak
•Mesleki kimyasallara karşı koruyucu önlemler almak


Tanı ve Tedavi:
Tanı sürecinde akciğer grafisi, bilgisayarlı tomografi (BT), bronkoskopi ve biyopsi gibi yöntemler kullanılmaktadır. Tedavi; hastalığın evresine göre cerrahi müdahale, kemoterapi, radyoterapi, hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapi seçeneklerini içerebilir.
2.Prostat Kanseri
Önemi:
Prostat kanseri erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biridir. Özellikle 50 yaş sonrası risk belirgin şekilde artmaktadır. Aile öyküsü ve genetik faktörler hastalık riskini artırabilir.


Belirtileri:
Prostat kanseri erken evrede genellikle belirti vermez. İlerleyen dönemlerde şu belirtiler görülebilir:
•Sık idrara çıkma
•İdrar akışında zayıflama
•İdrar yaparken zorlanma
•İdrarda veya menide kan görülmesi
Korunma Yolları:
•Dengeli ve sağlıklı beslenme
•Düzenli fiziksel aktivite
•Sağlıklı kilonun korunması
•Sigara ve alkol kullanımından kaçınmak
•Düzenli sağlık kontrollerini yaptırmak



Tanı ve Tedavi:
Tanı sürecinde PSA testi, fizik muayene ve biyopsi uygulanabilir. Tedavi seçenekleri arasında cerrahi, radyoterapi, hormon tedavisi, kemoterapi ve immünoterapi bulunmaktadır.

3.Meme Kanseri
Önemi:
Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Erken teşhis edildiğinde tedavi başarısı oldukça yüksektir.


Belirtileri:
•Memede ele gelen ağrısız kitle
•Meme cildinde değişiklik veya portakal kabuğu görünümü
•Meme ucunda çekilme veya kanlı akıntı
•Koltuk altında kitle
Korunma Yolları:
•Sağlıklı kilonun korunması
•Düzenli fiziksel aktivite
•Alkol ve sigara kullanımından kaçınmak
•Emzirmenin desteklenmesi
•Düzenli tarama programlarına katılım

Tanı ve Tedavi:
Erken tanı için düzenli mamografi büyük önem taşır. Tanı sürecinde Mamografi, Ultrason ve Meme- MR ve Biyopsi kullanılır. Tedavi yöntemleri arasında cerrahi, kemoterapi, radyoterapi, hormon tedavileri ve hedefe yönelik tedaviler bulunmaktadır.

4.Serviks (Rahim Ağzı) Kanseri
Önemi:
Serviks kanseri büyük ölçüde HPV enfeksiyonu ile ilişkili olup düzenli tarama ile önlenebilen kanser türleri arasındadır.


Belirtileri:
•Anormal vajinal kanama
•Vajinal akıntıda değişiklik
•Cinsel ilişki sonrası kanama
•Pelvik ağrı
Korunma Yolları:
•Düzenli tarama testleri
•Güvenli cinsel yaşam
•Sigara kullanmamak


Tanı ve Tedavi:
Tanı için Pap smear ve HPV-DNA testleri kullanılır. Tedavi; hastalığın evresine göre cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi yöntemlerini içerebilir.

5.Kolorektal Kanser
Önemi:
Kolorektal kanser, kalın bağırsak ve rektumda gelişir ve erken evrede saptandığında büyük ölçüde önlenebilir veya tedavi edilebilir.


Belirtileri:
•Bağırsak alışkanlıklarında değişiklik
•Dışkıda kan görülmesi
•Karın ağrısı veya şişkinlik
•Açıklanamayan kilo kaybı
•Kansızlık

Korunma Yolları:
•Lif açısından zengin beslenmek
•Kırmızı ve işlenmiş et tüketimini sınırlamak
•Düzenli fiziksel aktivite
•Sağlıklı kiloyu korumak
•Sigara ve alkol kullanmamak

Tanı ve Tedavi:
Tarama amacıyla gaitada gizli kan testi ve kolonoskopi uygulanmaktadır. Tedavi yöntemleri cerrahi, kemoterapi ve radyoterapiyi içerebilir.

6.Lenfoma
Önemi:
Lenfoma, bağışıklık sisteminin bir parçası olan lenfatik sistemde gelişen kanser türüdür. Hodgkin ve Non-Hodgkin olmak üzere iki ana gruba ayrılır.


Belirtileri:
•Boyun, koltuk altı veya kasıkta ağrısız lenf bezi büyümesi
•Gece terlemeleri
•Açıklanamayan ateş
•Kilo kaybı ve halsizlik
Korunma Yolları:
•Lenfoma için kesin bir korunma yöntemi bulunmamakla birlikte sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve bağışıklık sisteminin korunması önemlidir.


Tanı ve Tedavi:
Tanı genellikle lenf nodu biyopsisi ile konulur. Tedavi seçenekleri arasında kemoterapi, radyoterapi, hedefe yönelik tedaviler ve kök hücre nakli bulunmaktadır.

7.Cilt Kanseri
Önemi:
Cilt kanseri, güneşten gelen ultraviyole (UV) ışınlarına maruziyet sonucu gelişebilen yaygın kanser türlerinden biridir.


Belirtileri:
•Yeni oluşan veya büyüyen benler
•Renk, şekil veya boyut değiştiren benler
•İyileşmeyen yaralar
•Kaşıntı veya kanama
Korunma Yolları:
•Güneşten korunmak
•Güneş kremi kullanmak
•Solaryumdan kaçınmak
•Koruyucu giysi ve şapka kullanmak

Tanı ve Tedavi:
Tanı dermatolojik muayene ve biyopsi ile konur. Tedavi çoğunlukla cerrahi yöntemler, bazı durumlarda ise radyoterapi veya ilaç tedavileri ile yapılır.

8.Mide Kanseri
Önemi:
Mide kanseri, özellikle Helicobacter pylori enfeksiyonu, sigara kullanımı ve tuzlu/işlenmiş gıdaların aşırı tüketimi ile ilişkilidir.

Belirtileri:
•Sürekli mide ağrısı veya yanma
•İştahsızlık
•Kilo kaybı
•Bulantı ve kusma
•Yemek sonrası şişkinlik
Korunma Yolları:
•Sağlıklı ve dengeli beslenmek
•Tuzlu ve işlenmiş gıdaları azaltmak
•Sigara kullanmamak
•Helicobacter pylori enfeksiyonunun tedavisi

Tanı ve Tedavi:
Tanı genellikle gastroskopi/endoskopi ve biyopsi ile konulur. Tedavi seçenekleri cerrahi, kemoterapi ve radyoterapiyi içerebilir.

9.Tiroid Kanseri
Önemi:
Tiroid kanseri, boynun ön kısmında bulunan tiroid bezinde gelişir ve genellikle erken dönemde tedavi edilebilen kanser türleri arasında yer alır.


Belirtileri:
•Boyunda kitle veya şişlik
•Ses kısıklığı
•Yutma güçlüğü
•Boyunda lenf bezlerinde büyüme
Korunma Yolları:
•Kesin bir korunma yöntemi bulunmamakla birlikte düzenli sağlık kontrolleri ve erken başvuru önemlidir.



Tanı ve Tedavi:
Tanı için tiroid ultrasonu ve ince iğne biyopsisi kullanılmaktadır. Tedavi genellikle cerrahi müdahale ve radyoaktif iyot tedavisi ile yapılmaktadır.

Kansere yol açtığı kanıtlanmış risk faktörlerinin farkında olunması, bireysel ve toplumsal düzeyde koruyucu önlemlerin kararlılıkla uygulanması sayesinde, gelecekte daha büyük bir toplumsal yük oluşturması beklenen kanserle mücadelede önemli kazanımlar elde edileceği açıktır. Kanser türlerinin her birinin kendine özgü nedeni, risk faktörleri ve tanı-tedavi yaklaşımları bulunmaktadır. Bu nedenle erken tanı ve tarama stratejileri kanser türlerine göre değişiklik göstermektedir.
Ülkemizde Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), ulusal ve uluslararası yayınlar ve Ulusal Kanser Danışma Kurulu önerileriyle ; özellikle sık görülen, en çok ölüme yol açan ve/veya erken teşhis ile tedavi edilebilen, önlenebilen (meme, kalın bağırsak ve rahim ağzı) kanserleri için toplumun kaynaklarına ve hastalık yüküne uygun olarak tarama programları yürütülmektedir.

Tarama Yapılan Kanser Türleri ve Aralıkları
Kanser TürüHedef Yaş GrubuYöntemTarama Sıklığı
Meme Kanseri40-69 yaş kadınMamografi2 yılda bir
Rahim Ağzı (Serviks) Kanseri30-65 yaş kadınHPV-DNA testi 5 yılda bir
Kolorektal (Kalınbağırsak) Kanseri50-70 yaş kadın & erkekGaitada Gizli Kan Testi (GGK)2 yılda bir

Bu taramalar ÜCRETSİZ olarak:

•Aile Sağlığı Merkezleri (ASM),
•Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM),
•Sağlıklı Hayat Merkezleri (SHM),
•Mobil kanser tarama araçları (Mobil KETEM) aracılığıyla sağlanmaktadır.

Fırsatçı taramalar ise 2. ve 3. Basamak Sağlık Kuruluşlarında yapılmaktadır.
Tarama sonrasında pozitif ya da şüpheli bulunan kişiler, tarama sonrası teşhis merkezlerine yönlendirilmekte ve ileri tetkikler yapılmaktadır. Teşhis ve tedavi hizmetleri ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşları tarafından verilmektedir.
Bu kapsamda ülkemizde 1–7 Nisan tarihleri arası “Ulusal Kanser Haftası” olarak belirlenmiştir. Bu hafta boyunca toplumda farkındalık oluşturmak, sunulan sağlık hizmetlerini tanıtmak ve taramalara katılımı artırmak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. Ancak kanserle mücadele çalışmaları yılın sadece bir haftasıyla sınırlı kalmamalı, yıl boyunca sürdürülmelidir.
Unutmayalım:
Kanserden korunmak büyük ölçüde bizim elimizdedir. Sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmek, risk faktörlerinden uzak durmak ve düzenli taramalara katılmak hayat kurtarır.

Bilim ve Teknoloji Haftası-Davranışsal Bağımlılık Ülkemizde ve dünyada bilime ve teknolojiye olan ilgi her geçen gün art...
12/03/2026

Bilim ve Teknoloji Haftası-Davranışsal Bağımlılık

Ülkemizde ve dünyada bilime ve teknolojiye olan ilgi her geçen gün artmaktadır. Ülkemizde de sağlıklı bir bilgi toplumu oluşturma anlayışının gelişmesi amacıyla her yıl 8-14 Mart tarihleri arası Bilim ve Teknoloji Haftası olarak kutlanmaktadır.

Bu hafta kapsamında; bilişim teknolojilerinin ve internetin bilinçli, güvenli ve etkin kullanımı konusunda toplumda farkındalık oluşturulması amaçlanmaktadır. Özellikle çocuklar ve gençler başta olmak üzere tüm bireylerin bilişim teknolojilerini doğru, işlevsel ve faydalı şekilde kullanmaları yönünde teşvik edilmesi, bilgilendirme faaliyetlerinin yürütülmesi ve çeşitli farkındalık çalışmalarının yapılması hedeflenmektedir.

Teknolojinin etkin kullanımı, bir toplumun gelişmişlik düzeyini etkileyen önemli unsurlardan biridir. Günümüzün en yaygın teknolojilerinden olan bilgisayar ve internet, ihtiyaç duyulan bilgiye hızlı bir şekilde ulaşmayı ve bilgi paylaşımını kolaylaştırmaktadır.

Bununla birlikte, teknolojinin aşırı ve bilinçsiz kullanımı bazı olumsuzlukları da beraberinde getirebilmektedir. Özellikle okul çağındaki çocuk ve gençlerde görülebilen problemli internet ve bilgisayar kullanımı, sosyal ilişkilerin zayıflamasına, aile içi bağların olumsuz etkilenmesine ve akademik başarıda düşüşe neden olabilmektedir.

Bu nedenle bilişim teknolojilerinin ve internetin bilinçli, güvenli ve dengeli kullanımı büyük önem taşımaktadır.

Bilişim teknolojilerinin ve internetin bilinçli, güvenli ve etkin kullanımı ile ilgili yararlanılabilecek bazı materyallere aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

https://hsgm.saglik.gov.tr/tr/dokumanlar-4.html

Bizim Böbreklerimiz, Bizim Gezegenimiz: Sağlıklı Çevre ile Sağlıklı BöbreklerHer yıl Mart ayının ikinci Perşembe günü Dü...
12/03/2026

Bizim Böbreklerimiz, Bizim Gezegenimiz: Sağlıklı Çevre ile Sağlıklı Böbrekler

Her yıl Mart ayının ikinci Perşembe günü Dünya Böbrek Günü olarak kutlanmaktadır. Bu kapsamda 2026 Dünya Böbrek Günü, “Bizim Böbreklerimiz, Bizim Gezegenimiz: Sağlıklı Çevre ile Sağlıklı Böbrekler” temasıyla 12 Mart 2026 tarihinde tüm dünyada ve ülkemizde çeşitli etkinliklerle anılacaktır.

Bu yılın teması; böbrek hastalıklarının önlenmesi ve erken tanısının önemini vurgulamayı sürdürürken böbrek sağlığı ile çevre sağlığı arasındaki güçlü ve ayrılmaz ilişkiye dikkat çekmekte, sağlıklı bireyler için sağlıklı bir çevrenin vazgeçilmez olduğunu vurgulamaktadır. Temiz suya erişim, hava kirliliğinin azaltılması, sağlıklı besin zinciri ve sürdürülebilir yaşam koşulları, böbrek sağlığının korunmasında temel unsurlar arasında yer almaktadır.

Böbrek hastalıkları küresel bir halk sağlığı sorunudur…

Böbrek hastalıkları, dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen, çoğu zaman belirti vermeden ilerleyen ciddi sağlık sorunlarıdır. Özellikle Kronik Böbrek Hastalığı (KBH), erken dönemde tanı ve tedavi edilmediği takdirde son dönem böbrek yetmezliğine ilerleyebilmekte; kalp-damar hastalıklarına, hipertansiyona ve erken ölümlere neden olabilmektedir.

Güncel tahminlere göre dünya genelinde yaklaşık 850 milyon kişi böbrek hastalıklarından etkilenmiş durumdadır ve her yıl yaklaşık 11 milyon kişi, böbrek hastalığı nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Küresel ölüm nedenleri arasında yedinci sırada böbrek hastalıkları yer almaktadır. Ülkemizde yapılan çalışmalar da böbrek hastalıklarının yaygınlığının önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu göstermektedir. Öyle ki, ülkemizde her 6-7 erişkinden birinde çeşitli evrelerde Kronik Böbrek Hastalığı (KBH) bulunmaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan 2024 yılı ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerine göre de ülkemizde gerçekleşen ölümlerin %3,2’si böbrek yetmezliği nedenlidir.

Çevre sağlığı, böbrek sağlığının temelidir…

İklim değişikliği, çevre kirliliği, sağlıksız kentleşme ve temiz su kaynaklarına erişimde yaşanan sorunlar; böbrek hastalıkları riskini artıran önemli çevresel faktörlerdir. Kirli suya maruziyet, hava kirliliği, kimyasal maddeler ve sağlıksız yaşam koşulları, böbrekler üzerinde uzun vadeli olumsuz etkilere yol açabilmektedir. Bu nedenle böbrek sağlığının korunması, yalnızca bireysel önlemlerle değil; çevrenin korunması, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı ve sağlıklı yaşam alanlarının oluşturulmasıyla mümkündür.

Erken tanı ve koruyucu sağlık hizmetleri hayati öneme sahiptir…

Dünyada, Kronik Böbrek Hastalığına yol açan en sık nedenler diyabet ve hipertansiyondur. Araştırmalar, ülkemizde de benzer bir eğilimi göstermekte; hipertansiyon, diyabet ve kalp hastalığı olanlarda kronik böbrek hastalığı sıklığının, normal popülasyona göre daha yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, bu hastalıklara neden olan risk faktörleriyle mücadele etmek, söz konusu hastalıklardan korunmada ya da ilerlemesini durdurmada çok önemlidir. Böbrek hastalıkları çoğu zaman belirti vermeden ilerlediği için erken tanı da hayati öneme sahiptir. Basit, erişilebilir ve düşük maliyetli tarama testleri ile böbrek hastalıkları erken dönemde tespit edilebilmekte ve ilerlemesi önlenebilmektedir. Buradan hareketle; kronik hastalıkların erken teşhisi, etkili tedavisi ve izlemlerini içeren süreçlerin, birinci basamak sağlık kuruluşlarında, kanıta dayalı klinik uygulama yönergeleri doğrultusunda yürütülmesi amacıyla Bakanlığımız, Hastalık Yönetimi Platformu (HYP) adını verdiği bir uygulama geliştirmiştir.

Kronik hastalıklar ve risk faktörleri ile mücadelede Hastalık Yönetimi Platformu (HYP)…

HYP kapsamında aile hekimlerimiz; hipertansiyon, diyabet, obezite, kardiyovasküler risk ve çok yönlü yaşlı değerlendirmesi açısından kendilerine kayıtlı bireylerin ilgili hastalıklara ya da durumlara yönelik risk durumlarını belirlemekte; risk değerlendirmesi sonucuna uygun yaşam tarzı değişiklikleri konusunda danışmanlık vermekte; hastaların tedavilerini düzenlemekte, gerekli hallerde bu kişileri bir üst basamağa ya da sağlıklı hayat merkezlerine yönlendirmektedirler. Ayrıca, koroner arter hastalığı, kronik böbrek hastalığı ve inme tanıları bulunan kişiler de hazırlanan yönergeler doğrultusunda Aile Hekimlerimiz tarafından periyodik olarak izlenmektedir.

12 Mart 2026 Dünya Böbrek Günü vesileyle, vatandaşlarımızı;

•Böbrek sağlıklarını korumaya,
•Yaşlarına ve risk durumlarına uygun sağlık taramalarını yaptırmaya,
•Sağlıklı ve dengeli beslenmeye,
•Yeterli ve güvenli su tüketmeye,
•Fiziksel olarak aktif bir yaşam sürmeye,
•Sigara ve alkol gibi zararlı alışkanlıklardan uzak durmaya,
•Çevreyi koruyan, sürdürülebilir yaşam alışkanlıkları benimsemeye
davet ediyoruz.

Unutmayalım…
Sağlıklı böbrekler için sağlıklı bir çevre, sağlıklı bir çevre için bilinçli bireyler gereklidir.

e-Devlet Üzerinden Organ Bağışı Nasıl Yapılır?
11/03/2026

e-Devlet Üzerinden Organ Bağışı Nasıl Yapılır?

Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube.

4 Mart Dünya Obezite Günü!!!Obezite, “vücutta sağlığı bozacak ölçüde anormal veya aşırı yağ birikimi” olarak tanımlanmak...
05/03/2026

4 Mart Dünya Obezite Günü!!!

Obezite, “vücutta sağlığı bozacak ölçüde anormal veya aşırı yağ birikimi” olarak tanımlanmaktadır. Vücut ağırlığının (kg) boy uzunluğunun (m) karesine bölünmesi ile hesaplanan “beden kütle indeksi”nin (BKİ) 25’in üzerinde olması fazla kiloluluk, 30’un üzerinde olması ise obezite olarak sınıflanır. BKİ’nin yanı sıra bel çevresi ölçümü de sınıflamada kullanılan bir diğer yöntemdir. Bel çevresinin kadınlarda 80 cm, erkeklerde 94 cm’den fazla olması riskli; kadınlarda 88 cm, erkeklerde 102 cm’den fazla olması ise obezite olarak değerlendirilmektedir.
Obezite başlı başına bir hastalık olmanın yanı sıra; fazla kilolu veya obeziteli olmak hipertansiyon, tip 2 diyabet, hiperlipidemi, kalp-damar hastalıkları, inme, bazı kanser türleri, kas-eklem hastalıkları ve solunum sistemi hastalıkları gibi pek çok hastalık/sağlık sorunu için riski artırır.
Fazla kiloluluk ve obezite nedenlerinin birçoğu önlenebilir ve geri dönülebilir durumlardır. Obezitenin temel nedeni tüketilen kalori ile harcanan kalori arasındaki dengesizliktir. Giderek değişen beslenme alışkanlıkları ile yağ ve serbest şeker düzeyi yüksek, yüksek enerji içeren gıdaların tüketimi dünya genelinde artış göstermektedir. Ayrıca, zaman içinde birçok iş kolunun doğasındaki değişim, kentleşme ve ulaşım imkanlarındaki gelişimin de etkisi ile fiziksel aktivite düzeyi azalmıştır.
Obezite tüm dünya ile birlikte ülkemizde de hızla artmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 2021 yılında yayımlanan raporuna göre 2016 yılında dünyada erişkinlerin %39’unun fazla kilolu veya obeziteli, %13’ünün ise obeziteli olduğu; 2030 yılına kadar 1 milyar insanın obezite yaşayacağının tahmin edildiği bildirilmiştir. DSÖ’nün 2024 tarihli raporuna göre ise 2022 yılında erişkin nüfusun %43’ünün fazla kilolu veya obeziteli, %16’sının ise obeziteli olduğu belirtilmiştir.
Dünya Obezite Federasyonu’nun 2023 yılı raporunda, mevcut eğilimler devam edecek olursa, 2035 yılında dünya genelinde obezite ile yaşayacak insan sayısının 1,9 milyar olacağının tahmin edildiği bildirilmiş ve bunun her 4 kişiden 1’i olacağı vurgulanmıştır. Bu tahmin aynı zamanda 2035 yılında 4 milyar kişinin (dünya nüfusunun yarısı) fazla kilolu veya obeziteli olacağına işaret etmektedir. Yine aynı rapora göre 2020 yılında her 11 çocuktan 1’inin obeziteli olduğu, 2035 yılına kadar %100’ün üzerinde bir artış sonucu 400 milyon çocuğun obezite ile yaşayacağı öngörülmektedir.
Dünya genelinde çocukluk çağı obezitesinin artış hızının daha yüksek olması dikkat çekicidir. Ayrıca obezitenin fiziksel, ruhsal ve sosyal sağlığa olumsuz etkilerinin akademik performansı da düşüreceği unutulmamalıdır. DSÖ’nün raporuna göre 2022 yılında 160 milyon 5-19 yaş çocuk ve ergen ve 37 milyon 5 yaş altı çocuk obezitelidir. Dünya Obezite Federasyonu’nun 2035 yılı tahmini ise toplamda 400 milyon çocuğun obeziteli olacağı yönündedir.
Obezite ile mücadelede “önleme” çalışmaları, yani obezite ve komplikasyonlarının meydana gelmemesi için uğraş vermek esastır. Bu kapsamda toplum eğitimleri ve farkındalık düzeyini artırmaya yönelik çalışmaların devamlılığı önem taşımaktadır. “4 Mart Dünya Obezite Günü” gibi özel günler ise konuyu gündeme taşımak, toplumda farkındalık oluşturmak ve dikkat çekmek için önemli fırsatlardır. Her yıl olduğu gibi bu yıl da Bakanlığımız ve İl Sağlık Müdürlüklerimizce, 4 Mart’ta Dünya Obezite Günü için çeşitli etkinlikler planlanmaktadır.
Dünya Obezite Günü 2026 yılında, Dünya Obezite Federasyonu öncülüğünde belirlenen “Obeziteye Karşı Harekete Geçmek İçin 8 Milyar Neden” mottosu ile ele alınmaktadır. Bu motto ile obezitenin yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacağı, dünya nüfusunun tamamını ilgilendiren, çok boyutlu, çevresel, sosyal ve sistemsel bir halk sağlığı sorunu olduğu vurgulanmakta ve tüm ülkeler ortak eyleme davet edilmektedir. Bu kapsamda etkileşimi artırmak amacıyla yapılan etkinlikler www.worldobesity.org adresinde paylaşıma açık olacaktır.
Ülkemizde 2010 yılında uygulanmaya başlanan “Türkiye Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Programı” çerçevesinde “Obezite ile Mücadele ve Fiziksel Aktivite Eylem Planı” güncellenerek uygulanmaya devam etmektedir. Ayrıca Bakanlığımızca uygulanmakta olan “Türkiye Diyabet Programı” ve “Türkiye Aşırı Tuz Tüketiminin Azaltılması Programı” da gerek sağlıklı beslenme gerekse obezite ile mücadeleye doğrudan ve dolaydı katkıları olan programlardır.
Obeziteden korunma ve obezite ile mücadelede en önemli iki unsur sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktivitedir. Obezite ve obezitenin neden olduğu kronik hastalıklar ile vitamin ve mineral yetersizliklerinin önlenmesi bireyin sağlığı kadar toplum sağlığı açısından da önem taşımaktadır. Sağlıklı yaşam, sağlıklı beslenmenin yanı sıra aktif bir yaşam için artırılmış fiziksel aktivite düzeyine dayalıdır.
Sağlığın korunması ve obezitenin önlenmesi amacıyla; yetişkin bireylerde haftada en az 150–300 dakika orta şiddetli fiziksel aktivite, çocuk ve ergenlerde günde en az 60 dakika orta ve yüksek şiddetli fiziksel aktivite yapılması önerilmektedir. Düzenli fiziksel aktivite, ağırlık yönetiminin yanı sıra ruh sağlığını desteklemekte ve yaşam kalitesini artırmaktadır.
Besin gruplarında yer alan besinlerden sağlıklı seçim yapılabilmesi için bireyin sağlık ve hastalık durumuna, yaş ve cinsiyetine, fiziksel aktivite ve fizyolojik durumuna (gebe ve emziklilik vb.) göre; besinlerin yapısal özellikleri, posa, yağ, tuz ve eklenmiş şeker içerikleri dikkate alınarak seçimler yapılmalıdır.
Obezite de dahil, beslenme ile ilişikli kronik hastalıkların gelişimini önlemek için sağlıklı beslenme kültürünün edinilmesi önemlidir. Bunun için temel bazı öneriler şöyle özetlenebilir;
1. Yaşam Boyu Sağlıklı Alışkanlıklar: Sağlıklı beslenme alışkanlıkları küçük yaşlardan itibaren kazandırılmalıdır. Yetişkin bireyler, risk faktörlerinin erken tespiti için (kan basıncı, kan şekeri, kan lipitleri vb.) düzenli olarak aile hekimlerine başvurmalı ve sağlık kontrollerini yaptırmalıdır.
2. İdeal Vücut Ağırlığının Korunması: Sağlıklı bir yaşam için BKİ’nin 18,5-24,9 kg/m² aralığında tutulması hedeflenmelidir. Sık kilo alıp vermekten kaçınılmalı, sürdürülebilir bir beslenme modeli benimsenmelidir.
3. Besin Çeşitliliği: Tek tip beslenmekten kaçınılmalı; her öğünde süt ve ürünleri, et/yumurta/kuru baklagiller, sebze/meyve ve tahıl grubundan besinlerin dengeli bir şekilde yer alması sağlanmalıdır.
4. Yağ Tüketimi ve Seçimi: Toplam ve doymuş yağ alımı azaltılmalıdır. Tüketilen doymuş yağ miktarı günlük alınan toplam enerjinin %10’unu aşmamalıdır. Yemeklerde tereyağı, margarin veya kuyruk yağı gibi doymuş yağlar yerine; zeytinyağı, ayçiçek yağı gibi bitkisel sıvı yağlar tercih edilmelidir.
5. Şeker Tüketiminin Sınırlandırılması: Eklenmiş şeker içeren paketli ürünler, tatlılar ve şekerli içeceklerden uzak durulmalıdır. Günlük basit şeker alımı, toplam enerjinin %10’unu geçmemelidir. Meyve suyu yerine, posa içeriği nedeniyle meyvenin kendisi tüketilmelidir.
6. Doğru Karbonhidrat Kaynakları: Kan şekerini hızla yükselten (yüksek glisemik indeksli) beyaz ekmek, pirinç gibi besinler yerine; bulgur, tam buğday ekmeği, kuru baklagiller gibi posa içeriği yüksek ve kan şekerini dengede tutan alternatifler tercih edilmelidir.
7. Sebze ve Meyve Tüketimi: Vitamin, mineral ve posa kaynağı olan sebze ve meyveler mevsimine uygun olarak tüketilmelidir. Günde en az 5 porsiyon (toplam 400 g) sebze ve meyve tüketimi hedeflenmelidir.
8. Yeterli ve Dengeli Protein: Protein, vücudun yapı taşıdır. Kırmızı et tüketimi sınırlandırılmalı; haftada en az iki kez balık, sıklıkla kuru baklagil ve beyaz et tüketilmelidir.
9. Süt ve Ürünleri: Kalsiyum kaynağı olan süt, yoğurt, peynir ve kefir grubundan yetişkinler için günde 3 porsiyon tüketilmelidir.
10. Tuz Tüketimi: Aşırı tuz tüketimi hipertansiyonun temel nedenlerinden biridir. Tuzluk kullanımı kaldırılmalı, yemeklerin tadına bakmadan tuz eklenmemelidir. İyotlu tuz kullanımı tercih edilmeli, turşu ve salamura gibi tuzlu besinlerin tüketimi sınırlandırılmalıdır.
11. Su ve Sıvı Tüketimi: Su, yaşamın kaynağıdır. Günlük su gereksinimi kişiden kişiye değişmekle birlikte ortalama 2-2,5 litre (veya kg başına 30-35 ml) su tüketilmelidir. Çay ve kahve gibi içecekler sıvı alımına katkı sağlasa da suyun yerini tutmazlar. Susama hissi beklenmeden su içilmelidir.
12. Pişirme Yöntemleri: Besinlerin besin değerini korumak ve kanserojen madde oluşumunu engellemek için kızartma yerine haşlama, ızgara, fırın veya buğulama yöntemleri tercih edilmelidir.
13. Fiziksel aktivite artırılmalı, yemekten 2-3 saat sonra egzersiz yapma alışkanlığı kazanılmalıdır.
Obezite Tedavisi Nasıl Yapılır, İlk Olarak Nereye Başvurulabilir?
Obezite, tedavi edilmediği takdirde yan etkileri ile doku ve organları olumsuz etkileyen, yaşam kalitesini bozan ve yaşam süresini kısaltan bir hastalıktır. Obezite tedavisinde uygulanabilecek yöntemler; tıbbi beslenme (diyet) tedavisi, egzersiz tedavisi, davranış değişikliği tedavisi, ilaç tedavisi ve cerrahi tedavidir.
Obeziteli bireyin diyetisyen tarafından değerlendirilip bireyin yaşına, cinsiyetine, fiziksel aktivite düzeyine, fizyolojik durumuna ve beslenme alışkanlıklarına uygun, yeterli ve dengeli beslenmesini sağlayacak bir beslenme planı yapılması, diyet tedavisini oluşturmaktadır. Diyet tedavisi, artmış fiziksel aktivite ve davranış terapisi ise “ağırlık kaybı” tedavisinin üç temel bileşenidir.
İlaç tedavisi ve cerrahi tedavi; diyet tedavisi ve davranış değişiklikleri ile istenilen düzeyde başarı sağlanamaması durumunda ve kişinin mevcut diğer hastalıkları ile bu hastalıkların kontrol altında olma durumlarına göre gündeme alınabilir; mutlaka uzman hekim kontrolünde planlanmalıdır.
Obeziteli bireylerde kilo verme başarısının artırılması, hızlı ve hatalı kilo verme yöntemlerinden uzak durulması için birden çok sağlık profesyonelinin ortak yaklaşımı önemlidir. Obezite tedavisinin başarılı bir şekilde yürütülmesi için; “sağlıklı beslenme, egzersiz ve davranış değişikliği”ni içeren üçlü tedavi programının; hekim, diyetisyen, fizyoterapist, psikolog ve psikiyatrist gibi meslek gruplarından oluşan bir ekip tarafından uygulanması gerekir.
Tüm vatandaşlarımız beslenme ile ilgili konularda doğru bilgi edinmek ve gerek olması halinde bireysel beslenme planı/diyet tedavisi almak için Sağlıklı Hayat Merkezi, Toplum Sağlığı Merkezi ve İlçe Sağlık Müdürlüklerinde, diyetisyenlerce ücretsiz olarak sunulan obezite ve beslenme danışmanlığı hizmetinden yararlanabilir. Sağlıklı Hayat Merkezlerinde beslenme danışmanlığının yanı sıra fizyoterapistlerce fiziksel aktivite danışmanlığı ve psikologlarca psikolojik danışmanlık hizmetleri de ücretsiz olarak sunulmaktadır.

Address

Dereçine Ksb. Atatürk Mahallesi Zümrüt Sok
Sultandagı
03910

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Dereçine AİLE Sağlik Merkezi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share