10/01/2026
Sevgi Diye Sunulan Bir Yıkım
Sorunun kendinde olduğunu asla düşünmeni istemezler. Yaşadıklarının sorumluluğunu sana yüklerken, kendi yaptıklarını ustalıkla gizlerler.
Seni, yaşananların asıl kaynağı gibi gösterirler.
Seni çileden çıkarana kadar uğraşırlar.
En zayıf noktalarını sabırla gözlemler,
oradan vururlar. Bazen bir sözle, bazen bir sessizlikle, bazen de tehditlerle. "Bana zarar verdi ama hâlâ beni sevdiğine inanmamı bekliyor…” Eğer bu cümleler sana tanıdık geliyorsa, bir manipülasyon döngüsünün içindesin demektir. Sessizce yok edenler bağırmaz. Kırmaz gibi yapar, ama içten içe çürütür. Gücünü, özgüvenini, kendine olan inancını yavaş yavaş alır senden. Ve sen bir noktada kendinden şüphe etmeye başlarsın: Hislerinden, düşüncelerinden, hatta neyi hak ettiğinden bile. Bir noktada şu gerçekle yüzleşirsin: Herkes herkese kıyardı da,
sen bana kıyamazdın sanırdım. Sandığımla sınandım. Cemal Süreya’nın dediği gibi:
“Seni severken kendimi çok üzdüm.”Ama bu farkındalık bir son değil, bir başlangıçtır. Bazı insanlar kalbine değil, yarana dokunur.
Amaçları iyileştirmek değil; bağımlılık yaratmak, kontrol etmek, yönlendirmektir. Nietzsche’nin ifadesiyle: "İnsan, en çok güvendiği yerden yara alır.” Bu noktada sevgi, şefkatten uzaklaşıp
bir baskı aracına dönüşür. İncitilirsin, sonra da Sen gerçek sevgiyi bilmiyorsun denilerek susturulursun.
Gerçek sevgi can yakmaz.
Gerçek sevgi tehdit etmez.
Gerçek sevgi seni kendinden şüphe ettirmez.
Ve artık biliyorsun
hangi insanlardan uzak durman gerektiğini,
hangi sevgilerin seni küçülttüğünü,
hangi sessizliklerin seni koruduğunu.