26/02/2026
Birçok ebeveyn, çocuğunun öfkesini, kaygısını, içine kapanmasını fark ettiğinde çözümü uzmanda arıyor ki bu çok kıymetli. Ama aynı ebeveyn aynaya bakma fikriyle karşılaşınca çoğu zaman geri çekiliyor. İşte tam burada görünmeyen bir sorunsal başlıyor. Çocuklar çoğu zaman ailenin duygusal ikliminin aynasıdır. Evde konuşulmayanlar, bastırılan kaygılar, kuşaktan kuşağa aktarılan korkular… Hepsi bir şekilde çocuğun davranışlarında kendine yer bulur. Bu yüzden çocuk terapiye giderken aslında kapıyı çoğu zaman bütün sistem çalmıştır. Peki ebeveynler neden terapiye gitmekte zorlanıyor?
Çünkü terapi yalnızca “sorunu çözmek” değil, aynı zamanda yüzleşmektir.
— Kontrol edemediğimiz duygularla,
— Kendi çocukluğumuzdan taşıdıklarımızla,
— “Ben de hata yapmış olabilirim” ihtimaliyle…
Birçok ebeveyn için asıl kaçınılan şey tam olarak budur: suçluluk duygusuyla temas etmek ve kırılgan görünme korkusu.
Toplumsal kodlar da bu kaçınmayı besliyor. “Güçlü ebeveyn her şeyi bilir”, “Anne-baba fedakârdır, yorulmaz”, “Bizim zamanımızda terapi mi vardı?” gibi cümleler, yetişkinlerin destek aramasını görünmez bir utanç alanına itiyor. Oysa duygusal dayanıklılık, yardım istememek değil, ne zaman destek alacağını bilmektir.
Bu sorunsal nasıl çözülür? Önce dili değiştirmekle. Çocuğu “tamir edilecek problem” gibi görmek yerine aileyi bir bütün olarak ele almakla. Ebeveyn terapisini bir kriz hamlesi değil, bir farkındalık yatırımı olarak konumlandırmakla.
Ve belki en önemlisi şu soruyu dürüstçe sorabilmekle:
“Çocuğumun zorlandığı yerde ben ne hissediyorum ve ben bu duyguyla ne yapıyorum?”
Unutmayalım:
İyileşme çoğu zaman çocuk odasında değil, ebeveynin kendi hikâyesine bakmaya cesaret ettiği yerde başlar. İçeride çocuklarla oyun oynuyoruz, ebeveynlerle sohbet ederken onların çocukluğunu kendi çocuklarıyla yeniden buluşturuyoruz. ✨