uzm.dr.muberrakulu

uzm.dr.muberrakulu Psikiyatrist
Psikoterapist
Cinsel terapist

23/02/2026

Anlık kazanç, beynin ödül ve motivasyon merkezi olan dopamin sistemini doğrudan hedef alır. Normalde dopamin; öğrenmek, motive olmak, bir işi tamamlamak veya bir başarının tadını çıkarmak için salgılanan sağlıklı bir kimyasaldır. Ancak kumar gibi yüksek uyarıcı etkili aktivitelerde bu sistem doğal sınırlarının çok üzerine çıkar.

🔸 Bir el kazanıldığında beyin bunu “büyük bir başarı” gibi algılar ve dopamini yoğun şekilde salgılar.
🔸 Bu yoğun haz, kişiye “bir kere daha yaparsam aynı his gelecek” beklentisini aşılar.
🔸 Mantık ve risk hesaplayan beyin bölgeleri geri çekilir; dürtüsel davranışlar öne geçer.

Bunun en kritik sonucu ise şudur:
Beyin ödülü tekrar aramaya başlar ve kişi fark etmeden aynı döngünün içine daha hızlı çekilir. Bu nedenle anlık kazanç, kumar davranışının en güçlü tetikleyicisidir.

Dijital kumarın bu kadar hızlı yayılmasının temelinde erişim kolaylığı, hız ve görünmezlik yatıyor. Artık kumar oynamak ...
16/02/2026

Dijital kumarın bu kadar hızlı yayılmasının temelinde erişim kolaylığı, hız ve görünmezlik yatıyor. Artık kumar oynamak için bir mekâna gitmeye gerek yok; telefon, tablet veya bilgisayardan birkaç tıklamayla anında ulaşılabiliyor. Bu da davranışı daha “masum” ve “risk değilmiş gibi” gösteriyor.

⭐Peki bu kadar hızlı yayılmasının asıl nedeni ne?
Dijital ortamda oyunlar gerçek hayattakinden çok daha hızlı ilerliyor. Bir el bittiğinde saniyeler içinde yenisi başlıyor ve kişi düşündüğünden çok daha kısa sürede daha fazla risk alabiliyor.

⭐Ayrıca, dijital platformlar renkli grafikler, ses efektleri ve ödül bildirimleriyle beynin ödül sistemini sürekli kışkırtır. İnsan kendini “oyun oynuyorum” hissine kaptırırken kaybettiğinin farkına bile varmayabilir. En tehlikeli yanı ise gizliliktir; kimse görmediği için kişi davranışını inkâr edebilir, erteleyebilir veya kendini kandırabilir. Tüm bu faktörler dijital kumarı sessiz ama hızla yayılan bir davranış hâline getirir.

İlginç ama gerçek: Kaybetmek çoğu zaman insanı oyundan uzaklaştırmaz; tam tersine daha fazla oynamaya iter. Bu etki “kay...
13/02/2026

İlginç ama gerçek: Kaybetmek çoğu zaman insanı oyundan uzaklaştırmaz; tam tersine daha fazla oynamaya iter. Bu etki “kayıp telafi etme” dürtüsünden kaynaklanır. Beyin kaybı kabul etmekte zorlanır ve “ne pahasına olursa olsun geri alma” moduna geçer.

Beynimiz neden böyle çalışır?
👉 Kaybetmek, tehdit olarak algılanır
👉 Tehdit arttıkça risk alma davranışı da artar
👉 Kişi, kaybettiği şeyi geri alma umuduyla mantığını devreden çıkarır
👉 Her yeni kayıp, içsel boşluğu büyütür ve döngü daha da hızlanır

Bu nedenle kumar oynayan kişi çoğu zaman “kazanmaya” değil, “kaybettiğini kapatmaya” çalışır. Ve bu, bağımlılığı en derin noktaya taşıyan psikolojik tuzaktır.

09/02/2026

Kumar bağımlılığının en güçlü yakıtlarından biri “kontrol yanılsaması”dır. Kişi oyunu kontrol ettiğini, stratejiyle kazanabileceğini, şansın aslında kendi lehine dönebileceğini düşünür. Oysa kumarın sonucu tamamen rastlantısaldır. Beyin bu durumu bilmesine rağmen “bu kez olacak” mesajını tekrar tekrar üretir.

Bu yanılsama nasıl oluşur?
👉 Küçük bir kazanma, beynin ödül merkezini aşırı uyarır
👉 Kişi, kazanmanın kendi becerisiyle ilgili olduğuna inanır
👉 “Biraz daha oynarsam kesin kazanırım” düşüncesi güçlenir
👉 Kontrol kaybı fark edilmez hâle gelir

Sonuçta kişi gerçekliği değil, beynin yarattığı sahte kontrol hissini takip etmeye başlar. İşte bu, bağımlılığın en tehlikeli mekanizmasıdır.

Hayır… Kumar davranışı dışarıdan sadece “para kaybı” gibi görünse de aslında kaybedilen şey çoğu zaman çok daha fazlasıd...
06/02/2026

Hayır… Kumar davranışı dışarıdan sadece “para kaybı” gibi görünse de aslında kaybedilen şey çoğu zaman çok daha fazlasıdır. Bir insan kumar oynarken sadece parasını değil; zamanını, ilişkilerini, özgüvenini ve kendine duyduğu saygıyı da riske atabilir. Kumar, beynin ödül sistemini hızla tetikleyen bir aktivitedir. Bu nedenle kişi çoğu zaman “kaybettim” demekten çok, “bir dahaki sefer kazanırım” yanılgısıyla hareket eder. Bu da davranışı sürdüren görünmez bir döngü yaratır.

Peki kumar davranışı neleri etkiler?
👉 İlişkilerde güven kaybı
👉 İş ve akademik performansta düşüş
👉 Uyku, dikkat ve ruh sağlığında bozulma
👉 Yalan söyleme isteğinin artması
👉 Sosyal izolasyon ve utanç duygusu

Kumar sadece maddi bir mesele değildir; kişinin hayatının birçok alanını tüketebilir.

Kumar kaybından sonra ortaya çıkan utanç, sadece bir duygu değildir; davranışı sürdüren en güçlü psikolojik zincirlerden...
02/02/2026

Kumar kaybından sonra ortaya çıkan utanç, sadece bir duygu değildir; davranışı sürdüren en güçlü psikolojik zincirlerden biridir. Çünkü utanç insanın öz değerini hedef alır:
“Ben nasıl böyle davrandım?”,
“Kimse bilmemeli”,
“Ben zayıfım, kontrolsüzüm…”

Bu düşünceler kişinin iç dünyasında ağır bir baskı yaratır.
🔸 Utanç arttıkça kişi içine kapanır, kimseye anlatamaz.
🔸 Anlatamadıkça yalnızlık büyür, stres artar.
🔸 Artan stres kişiyi yeniden kumara yönlendirir — rahatlama, kaçış veya kaybı telafi etme isteği ile.

Yani utanç, paradoksal bir şekilde kumarı bırakmayı zorlaştırır. Çünkü kişi bu duyguyu bastırmak için yeniden oyuna döner.

Utanç döngüsünden çıkmak çoğu zaman paylaşmak, yardım istemek ve kendini suçlamayı bırakmak ile mümkün olur.

23/01/2026

Duygusal dalgalanmalar insan olmanın doğal bir parçasıdır.
Her duygu sürekli aynı yoğunlukta kalmaz; beden, hormonlar, stres, uyku ve yaşam olayları duyguların ritmini etkiler.
Ancak bazı dalgalanmalar bir işaret niteliği taşır ve sinir sisteminin zorlandığını gösterir.

Duygusal dalgalanmalar şu durumlarda anlamlı bir uyarı hâline gelebilir:

• Dalgalanmalar günlük işlevselliği etkilemeye başladığında
İş, okul, sosyal ilişkiler bozuluyorsa zemin duygusu hassastır.

• Tepkiler olayla orantısız hâle geldiğinde
Küçük bir uyarana aşırı yoğun tepki veriliyorsa, bu geçmiş deneyimlerin tetiklendiğini gösterebilir.

• Dalgalanmalar sık, yoğun ve hızlı geçiyorsa
Sinir sisteminin regülasyon kapasitesi düşmüş olabilir.

• Uyku, iştah, enerji ritmi değiştiğinde

• “Kendimi tanıyamıyorum” hissi başladığında
Kişi duygularına yabancılaştığını hissettiğinde bu, içsel yükün arttığını gösterir.

• Duygu düzenlemede zorlanma ilişkilere yansımaya başladığında

Bu işaretler bir arıza değil; içsel düzenleme kapasitesinin destek istediğini gösteren doğal sinyallerdir.
Duygu dalgalanması, bazen “dengeleme ihtiyacı”nın en erken göstergesidir.

✔ Duyguların dalgalanması normaldir; ancak yoğunluk, sıklık ve işlevsellik değiştiğinde bu, sinir sisteminin “yardım” çağrısına dönüşebilir.

16/01/2026

Kontrol ihtiyacı sandığımız gibi “disiplinli olma isteği” değildir; zihin için güvende hissetme stratejisidir.
Belirsizliğin tehdit gibi algılandığı bir iç dünya, kontrol üzerinden düzen kurmaya çalışır. Fakat bu strateji kısa vadede rahatlatırken, uzun vadede kişiyi tüketebilir.

Kontrolün yorucu olmasının temel nedenleri:

• Belirsizliğe tolerans düşüktür.
Zihin her ihtimali hesaplamak ister; bu da sürekli zihinsel yük oluşturur.

• Esneklik azalır.
Her şey planlandığı gibi gitmek zorundaymış gibi hissedilir; küçük aksaklıklar bile büyük kriz gibi algılanır.

• Sorumluluk aşırı büyür.
Kişi kontrol ettiği her şeyden kendini sorumlu hisseder—bu da yoğun suçluluk ve gerginlik yaratır.

• Sinir sistemi yüksek alarmda kalır.
“Sürekli tetikte olma” hâli bedensel ve zihinsel tükenmişliğe yol açabilir.

• İlişkilerde çatışma veya uzaklaşma görülebilir.
Aşırı kontrol, karşı tarafın alanını daralttığı için bağların gücünü azaltır.

Kontrol ihtiyacının kökeni çoğu zaman kaygı, güvensizlik ve geçmişte yaşanan belirsizlik deneyimlerinden gelir.
Kişi kontrol ederek güvende kalacağını sanır; ancak zamanla kontrolün kendisi en yorucu tehdit unsuru hâline gelir.

✔ Kontrol, kısa vadede güven verir; uzun vadede zihni, bedeni ve ilişkileri yoran bir yük hâline gelebilir.

Psikiyatrik ilaç tedavileri yıllardır yanlış anlaşılır:“İlaç duygularımı bastırır mı?”Oysa ilaç tedavisinin amacı duygul...
12/01/2026

Psikiyatrik ilaç tedavileri yıllardır yanlış anlaşılır:
“İlaç duygularımı bastırır mı?”
Oysa ilaç tedavisinin amacı duyguları bastırmak değil; duygusal sistemin taşımakta zorlandığı biyolojik yükü hafifletmektir.

İlaçlar ne yapar?

• Sinir sisteminin alarm seviyesini düşürür.
Kaygı, panik, aşırı uyarılma hali azalır.

• Duygu yoğunluğunun taşınabilir hâle gelmesini sağlar.
Depresyonda çöken enerji, anksiyetede yükselen gerilim ilaçla dengelenir.

• Düşünce akışını düzenler.
Aşırı analiz, ruminasyon, kontrol çabası yumuşar.

• Terapiye erişimi kolaylaştırır.
Duygusal sistem aşırı yük altındayken kişi terapiyi duyamaz; ilaç burada zihni “düzenleme penceresine” getirir.

İlaçlar duyguları yok etmez;
yoğunluğu azaltır, dalgalanmayı hafifletir ve duygulara ulaşılabilir bir alan açar.

Eğer kişi “hissizleşme” yaşıyorsa bu genellikle doz ayarıyla çözülebilen geçici bir durumdur.

✔ İlaç tedavisi duyguları bastırmaz; sinir sistemini düzenleyerek duyguların daha sağlıklı akmasını sağlar.

Sessizleşmek, her zaman “sakinleşmek” ya da “rahatlamak” anlamına gelmez.Bazı insanlar zorlandıklarında içlerine döner, ...
09/01/2026

Sessizleşmek, her zaman “sakinleşmek” ya da “rahatlamak” anlamına gelmez.
Bazı insanlar zorlandıklarında içlerine döner, konuşmayı azaltır, duygusal paylaşımı keser. Bu sessizlik dışarıdan “toparlıyor” gibi görünse de, çoğu zaman düzenlenmeye çalışan bir sinir sisteminin pasif savunma hâlidir.

Sessizleşme iki farklı biçimde ortaya çıkabilir:

🔹 1) Regülasyon Sessizliği (iyileştirici)
Kişi kendi iç alanına çekilerek nefesini, bedenini ve duygularını toparlar.
Bu doğal bir yenilenme biçimidir. Sessizlik burada kendine alan açmanın bir yoludur.
Zihnin gürültüsü azalır, beden güvenli modda dinlenir.

🔹 2) Kopuş Sessizliği (zorlanma belirtisi)
Kişi yoğun duygu taşırken “donma” tepkisiyle içe kapanır.
Bu, konuşamayacak kadar yük hisseden bir sinir sisteminin kendini koruma biçimidir.
İçte karışıklık devam eder ama dışa yansımaz.

Sessizliğin iyileştirici olup olmadığını belirleyen şey, sessizliğin ardındaki duygudur.
Eğer sessizlik rahatlama getiriyorsa iyileştirici; yalnızlık ve gerginlik yaratıyorsa zorlanma belirtisidir.

✔ Sessizleşmek bazen iyileşme alanıdır, bazen de zorlandığını anlatma biçimi. Fark, sessizliğin içindeki duygudadır.

Duygular bastırıldığında kaybolmaz; sadece yer altına çekilerek şekil değiştirir.Bu nedenle duyguları bastırmak çoğu zam...
05/01/2026

Duygular bastırıldığında kaybolmaz; sadece yer altına çekilerek şekil değiştirir.
Bu nedenle duyguları bastırmak çoğu zaman koruyucu gibi görünse de, uzun vadede hem bedeni hem zihni daha fazla yoran bir döngü yaratır.

Duyguları bastırmanın sonuçları:

• Bastırılan duygu bedensel belirti olarak geri dönebilir.
Kas gerginliği, baş ağrısı, mide sorunları, uykusuzluk… Bedende ifade bulur.

• Sinir sistemi tehlike algısını kapatamaz.
Bastırılmış duygular, tetikleyicilere karşı daha güçlü reaksiyonlar yaratabilir.

• Duygular birikir ve daha yoğun hissedilmeye başlar.
Hafif bir kırgınlık bile zamanla öfkeye, hafif bir kaygı panik hissine dönüşebilir.

• Kişi kendine yabancılaşır.
Duygular susturuldukça kişi “ne hissettiğini bilemez” hâle gelir.

• İlişkilerde duygusal kopukluk gelişebilir.
Duygusuna erişemeyen biri, yakın ilişki kurmakta zorlanabilir.

Duyguları bastırmak, kısa vadede “görmezden gelme” rahatlığı sağlar; fakat uzun vadede duygu regülasyon kapasitesini zayıflatır.
Koruyucu olan bastırmak değil, duygunun ne anlatmak istediğini fark edebilmektir.

✔ Bastırılan duygu korunmaz; görünmez hâle gelir ve daha yoğun şekilde geri döner.

Evet—bedensel ağrı her zaman fiziksel bir dokunun hasarını anlatmaz.İnsan bedeni, ruhsal yükleri de kas, nefes, sindirim...
02/01/2026

Evet—bedensel ağrı her zaman fiziksel bir dokunun hasarını anlatmaz.
İnsan bedeni, ruhsal yükleri de kas, nefes, sindirim, hatta bağışıklık sistemi üzerinden ifade eden bir yapıya sahiptir. Buna “psikofizyolojik etkileşim” denir; yani beden ve zihin birbirinden bağımsız değildir.

Ruhsal yükler bedeni nasıl etkileyebilir?

• Sinir sistemi sürekli alarmda olduğunda kaslar gevşeyemez.
Boyun, sırt, çene ve bel bölgesinde “sebebi bulunamayan” ağrılar ortaya çıkar.

• Bastırılmış duygular bedende gerilim biriktirir.
Öfke çeneye, kaygı mideye, üzüntü omuzlara yük bindirir.

• Stres hormonu (kortizol) uzun süre yüksek kaldığında beden inflamasyona daha yatkın hâle gelir.

• Derin nefes alamayan bir bedenin oksijen seviyesi düşer; bu durum kas yorgunluğu yaratabilir.

• Travmatik deneyimler sinir sistemini hassaslaştırır; küçük uyaranlar bile ağrı gibi hissedilebilir.

Bu ağrılar “hayal ürünü” değildir; bedendeki gerçek kasılmalar, gerilim düğümleri ve sinir sistemi aktivasyonunun doğal sonucudur.
Beden, ruhun anlayamadığı yükleri fiziksel sinyallerle dile getirir.

✔ Bedensel ağrı bazen bir dokuya değil, ruhun uzun süredir taşıdığı görünmez yükün ağırlığına işaret eder.

Address

GOP Bulvarı Niksar Yolu Kavşağı No:74/1
Tokat
60100

Opening Hours

Monday 09:00 - 17:00
Tuesday 09:00 - 17:00
Wednesday 09:00 - 17:00
Thursday 09:00 - 17:00
Friday 09:00 - 17:00
Saturday 11:00 - 17:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when uzm.dr.muberrakulu posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to uzm.dr.muberrakulu:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram