Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi

Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi'nin Resmi Sayfasıdır.

Randevu Almak İçin https://bit.ly/30fKqJv




Tahlil Sonuçlarınız İçin https://bit.ly/3ls8z7Q

28/01/2026

Dr. Öğr. Üyesi Onur Bektaş, girişimsel radyoloji alanına ilişkin önemli açıklamalarda bulunarak kamuoyunda merak edilen soruları yanıtladı.

Prematüre Bebeklerde Multidisipliner Takip Yaşam Kalitesini ArtırabiliyorKaradeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakülte...
22/01/2026

Prematüre Bebeklerde Multidisipliner Takip Yaşam Kalitesini Artırabiliyor

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Pediatrik Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Beril Dilber, özellikle 37 hafta ve öncesinde doğan bütün çocukların nöroloji, yenidoğan uzmanı, çocuk gelişimcisi, psikolog ve fizyoterapist eşliğinde takip edilmesi gerektiğini söyledi.
Doç. Dr. Dilber, AA muhabirine, prematüre doğum hikayesi olan bebek ve çocukları nörologlar olarak çok önemsediklerini anlattı.
Erken doğumun ileriye dönük riskler oluşturabildiğini belirten Dilber, bunların en önemlilerinden birisinin beyinde meydana gelebilen serebral palsi olduğunu dile getirdi.
Ayrıca erken doğumun epilepsi, öğrenme güçlükleri, okul başarılarında düşüklük, işitme ve görme problemlerine de neden olabildiğine işaret eden Dilber, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Özellikle 37 hafta ve daha öncesinde doğan bütün çocukların bir şekilde multidisipliner ekiple yani çocuk nörolojisi, yenidoğan uzmanı, çocuk gelişimcileri, psikologlar ve fizyoterapistlerle yönetilmesi gerekmekte. Bu yüzden de bunların multidisipliner olarak yürütülmesi ve olası riskleri ortadan kaldırabilmek için takiplerinin yapılması şart."
Bu işlemlerin KTÜ Farabi Hastanesi'ndeki Riskli Bebek Takip Ünitesi'nde yapıldığını dile getiren Dilber, "Fizyoterapistlerimizle bu çocukların ileri evre skorlamaları, ileriye dönük yürüme ve oturma becerileri ya da algısal problemleri psikologlarımız, çocuk gelişimcilerimizle denetlenerek takipleri aralıklı yapılmakta. Bunun yapılması çocukların ileriki yaşamları için çok önemli." diye konuştu.
"Bu süreçten geçmelerini muhakkak öneriyoruz"
Doç. Dr. Dilber, söz konusu takiplerin belli aralıklarla gerçekleştirildiğine dikkati çekerek, konuşmasına şöyle devam etti:
"Çocuklar büyüyen varlıklar oldukları için en önemli ihtiyaçlarından biri motor becerileridir. Yani oturma, yürüme gibi temel hareketler ve ilerleyen süreçte konuşma becerileridir. Bu süreçte çocukların gelişiminde ortaya çıkabilecek sorunları, örneğin otizm gibi durumları önceden tespit edebilmek için bu süreçten geçmelerini muhakkak öneriyoruz. Ayrıca epilepsi, serebral palsi gibi hastalıklar da muhakkak tetkik edilip, tedavi edilmesi gereken durumlar arasında yer alıyor."
Dilber, erken dönemde muayenenin büyük önem taşıdığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
"İleriye dönük erken tanı çok önemli. 'Benim bebeğim iyi, poliklinikte muayenesini yaptırırım, bugün değil daha sonra yaptırırım' diye ötelemenin bir faydası olmuyor. Çünkü hafif formda olan sorunları atlıyoruz. Belirgin riskleri veya ciddi problemleri olan bebekleri aileler hızla getirirken, hafif derecede olanlar kolaylıkla atlanabiliyor ve ileri yaşlarda sorunun çözümü daha zor hale gelebiliyor. O yüzden erken dönemde muayeneye getirmek bu bebekler için yaşam kalitesini arttırıcı en önemli unsur oluyor."

Kış mevsimi solunum yolu enfeksiyonu riskini artırıyorKış mevsimine girilmesiyle birlikte hava sıcaklıklarında yaşanan a...
19/01/2026

Kış mevsimi solunum yolu enfeksiyonu riskini artırıyor

Kış mevsimine girilmesiyle birlikte hava sıcaklıklarında yaşanan ani değişimler, vücut dengesini olumsuz etkileyerek enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riskini artırıyor. Uzmanlar, bu dönemde özellikle solunum yolu enfeksiyonlarına karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor.

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr..Gürdal Yılmaz, son dönemlerde SARS-CoV denilen Covid-19 enfeksiyonlarının bittiği yönünde bir algı oluştuğunu ancak tek tük de olsa vakalar ortaya çıktığını hatırlattı. Prof. Dr. Gürdal Yılmaz "Kış mevsimine girmekle birlikte hava bazen karlı, bazen de güneşli oluyor. Dolayısıyla hava sıcaklıklarında dalgalanmalar yaşanıyor. Bu dalgalanmalarla birlikte vücudumuzun dengesi bozulabiliyor. Bu durum, bizi enfeksiyon hastalıklarına yatkın hâle getiriyor. Özellikle influenza virüsü, norovirüs, RSV virüsü ve SARS ile karşılaşıyoruz. SARS-CoV dediğimiz Covid-19 enfeksiyonlarının bittiği gibi bir algı var ancak tek tük de olsa vakalar ortaya çıkıyor" dedi.

Dünyanın birçok yerinden koronavirüs vakalarının bildirilmeye devam ettiğine dikkat çeken Yılmaz, "Kış mevsimine girmekle birlikte hava bazen karlı, bazen de güneşli oluyor. Dolayısıyla hava sıcaklıklarında dalgalanmalar yaşanıyor. Bu dalgalanmalarla birlikte vücudumuzun dengesi bozulabiliyor. Bu durum, bizi enfeksiyon hastalıklarına yatkın hâle getiriyor. Özellikle influenza virüsü, norovirüs, RSV virüsü ve SARS ile karşılaşıyoruz. SARS-CoV dediğimiz Covid-19 enfeksiyonlarının bittiği gibi bir algı var ancak tek tük de olsa vakalar ortaya çıkıyor. Özellikle eşlik eden bir hastalığı olan kişilerde bu enfeksiyonlar daha ağır seyrede biliyor. İnfluenza da ağır seyrede biliyor. Kliniğimize gelen hastalarımızın hemen hemen yarısı solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle başvuruyor. Bunların birkaç tanesi influenza, ara ara da SARS olabiliyor. Bunlara dikkat etmemiz gerekiyor. Bunun için önlemlerimizi almamız şart. Beslenmemize ve uykumuza dikkat etmemiz gerekiyor. Dünyanın hemen hemen her yerinden koronavirüs vakaları bildiriliyor. Koronavirüs ile ilgili yeni aşı çalışmaları hâlen devam ediyor. Riskli hastalığı olan, özellikle kalp ve akciğer hastalığı bulunan kişilerde aşılar hayat kurtarıcıdır. Temkinli bir şekilde aşı çalışmaları sürdürülüyor" ifadelerini kullandı.

"10 kişiden 3-4’ü öksürüyor"

Toplu alanlarda öksürüğün oldukça yaygın hâle geldiğini belirten Yılmaz, bir alışveriş merkezinde 10 kişiden en az 3-4’ünün öksürdüğünü kaydederek, "Bir alışveriş merkezine gittiğinizde, 10 kişiden en az 3-4’ünün öksürdüğünü görebilirsiniz. Öksürük bir savunma mekanizması olmakla birlikte balgamı söküp atarken etrafa yayılmaya da neden olabiliyor. Bu durum mikroorganizmaların başka insanlara bulaşmasını kolaylaştırıyor. O nedenle toplu alanlarda daha dikkatli olmalı, bulaş açısından kendimizi korumalıyız. Öksürük, solunum yollarında herhangi bir durumun göstergesi olabilir. Bu durum alerjik de olabilir, enfeksiyona bağlı da gelişebilir. Ayrıca geniz akıntısına bağlı olarak da öksürük görülebilir" şeklinde konuştu.

"Toplumda virüse karşı bir bağışıklık gelişti"

Toplumda virüse karşı bir bağışıklılık geliştiğine dikkat çeken Yılmaz, "Toplumda virüse karşı bir bağışıklık gelişti. Virüsün önceki dönemlere göre daha az ölümcül seyretmesi söz konusu. Nasıl ki 2010 yılında görülen Domuz Gribi (H1N1) günümüzde tek tük vaka olarak karşımıza çıkıyorsa, SARS-CoV-2’yi de ilerleyen dönemlerde bu şekilde göreceğiz. Burada önemli olan, özellikle KOAH, kalp hastalığı ve diyabet gibi eşlik eden hastalıkları olan kişilerin bu enfeksiyonlardan korunmasıdır" diye konuştu.

"Bu dönemde en sık solunum yolu enfeksiyonları ile karşılaşıyoruz"

Bu dönemde en çok solunum yolu enfeksiyonlarıyla karşılaştıklarını ifade eden Yılmaz, "Özellikle beslenmeye ve uyku düzenine çok dikkat edilmelidir. Toplu alanlarda öksüren ve hapşıran kişilerden mümkün olduğunca uzak durulmalı, en az iki metre mesafe bırakılmalıdır. Hasta olan, öksüren ve hapşıran kişilerin maske takmasını öneriyoruz. Bu dönemde en sık solunum yolu enfeksiyonları ile karşılaşıyoruz. Özellikle boğaz ağrısı ve öksürük şikâyetiyle gelen hastalar dikkat çekiyor. Geniz akıntısı olan hastalar da sıklıkla görülüyor. Bunlar mevsimin getirdiği hastalıklardır. Geçen seneye göre belirgin bir artış yok diyebiliriz. Geçen yıl da vardı, bu yıl da var" dedi.

Farabi Hastanemizde “Bir Hayatlık Dokunuş” Fotoğraf Sergisi AçıldıFarabi Hastanemiz ev sahipliğinde düzenlenen 3. Fotoğr...
15/01/2026

Farabi Hastanemizde “Bir Hayatlık Dokunuş” Fotoğraf Sergisi Açıldı

Farabi Hastanemiz ev sahipliğinde düzenlenen 3. Fotoğraf Sergisi, “Bir Hayatlık Dokunuş” temasıyla sanatseverlerle buluştu. Serginin açılışına Rektörümüz Prof. Dr. Hamdullah ÇUVALCI’nın yanı sıra, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sevdegül Aydın MUNGAN, Farabi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Celal TEKİNBAŞ ve KTÜ Heyelan Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Arzu FIRAT ERSOY ile akademik ve idari personel katılım sağladı.

Sergide, Farabi Hastanemiz basın yayın enformasyon biriminde çalışan grafik-fotoğraf sanatçısı Gonca Arslan’ın “Bir Hayatlık Dokunuş” adlı eserleri yer aldı. Ameliyathane ortamında kaydedilen bu karelerde, bir anlık temasın insan hayatında bıraktığı kalıcı izler sanatsal bir bakış açısıyla ziyaretçilere sunuluyor. Sergi, sağlık çalışanlarının özverisini, sarf ettikleri emeği ve bu emeğin insan hayatına dokunan yönünü çarpıcı biçimde yansıtıyor.

Sergiyi gezerek eserler hakkında bilgi alan Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı, sağlık hizmetlerinin yalnızca teknik bir süreçten ibaret olmadığını vurgulayarak, “Ameliyathanelerde yaşanan her an, insan hayatına doğrudan temas eden büyük bir sorumluluğu içinde barındırmaktadır. Bu sergi, sağlık çalışanlarımızın fedakârlığını ve insan odaklı hizmet anlayışını sanat diliyle görünür kılıyor. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.

Farabi Hastanesi 3. Fotoğraf Sergisi, 14 Şubat 2026 tarihine kadar ziyaret edilebilecek olup; sanat ile sağlık alanını bir araya getirerek ziyaretçilere hem estetik hem de farkındalık dolu bir deneyim sunmaktadır.

"Viral enfeksiyonlarda antibiyotiğin yeri yok"Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Merve ...
14/01/2026

"Viral enfeksiyonlarda antibiyotiğin yeri yok"

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Merve Kişioğlu, solunum yolu enfeksiyonlarının birçoğunun sebebinin viral enfeksiyonlar olduğunu, viral enfeksiyonlarda da antibiyotiğin yeri bulunmadığını söyledi.

Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Kişioğlu, AA muhabirine, kış döneminin gelmesiyle çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarının daha sık görüldüğünü söyledi.

Okul, kreş, kafe ve restoran gibi kalabalık ortamlarda daha fazla zaman geçirildiğini dile getiren Kişioğlu, "Kapalı ortamların havalandırma oranları da tabii ki soğuk hava nedeniyle daha az olmakta. Bu da enfeksiyonlara davetiye çıkarmakta." ifadesini kullandı.

Kişioğlu, hasta çocukların evde dinlendirilmesinin önemli olduğuna işaret ederek, "Hasta çocuklarımızı iyileşene kadar birkaç gün süreyle okula göndermemek uygun olacak ve diğer çocuklara hastalığın bulaşmasını engelleyecektir." dedi.

Solunum yolu enfeksiyonlarının burun akıntısı, öksürük, ateş, halsizlik ve beslenme bozukluğu gibi şikayetlerle kendisini gösterdiğini anlatan Kişioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bunun yanında çocukta 38 ve üzerinde vücut sıcaklığının ölçülmüş olması, beslenememesi, emme probleminin olması, uyku hali, halsizlik, yorgunluk belirtilerinin olması, gece onu uykudan uyandıran öksürüklerinin olması, özellikle sıvı alımının azalması, bunun yanında idrar çıkışının azalması da yine beslenme bozukluğu ve sıvı alımı azaldığını gösterecektir. Bu durumda ailelerin çocuklarını bir çocuk hekimi tarafından muayene ettirmesi uygun olacaktır."

Kişioğlu, hafif burun akıntısı, öksürük ve yeterli beslenen bir bebeğin evde ailesi tarafından 24-48 saat süreyle izlenebileceğini belirterek, "Okul çağı çocuklarında daha fazla görüyoruz. Abla, ağabey okula gidiyorsa bunların küçük kardeşlerinde, bebeklerde biraz daha ağır seyrettiğini görüyoruz. Özellikle grip, soğuk algınlığı, kulak iltihapları, bronşiolit ve pnömoni, akciğer enfeksiyonlarının daha fazla olduğunu bu dönemde görmekteyiz." diye konuştu.

En önemli tavsiyelerinin beslenme ve uyku düzenine önem verilmesi gerektiğini belirten Kişioğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

"Bunun yanında el temizliği, yıkama hijyeni, maske takılması korunma yöntemlerinde önemli. Sınıfların belirli aralıklarla havalandırılması da oldukça önemli. Bir de şu duruma değinmek istiyorum. Solunum yolu enfeksiyonlarının birçoğunun sebebi viral enfeksiyonlardır. Viral enfeksiyonlarda antibiyotiğin yeri yok. O yüzden her geçirilen enfeksiyonda antibiyotik kullanımına dikkat edilmesi, doktor kontrolü olmaksızın antibiyotik başlanmaması gerektiğini tavsiye ediyoruz."

Tüberkülozda Düzenli İlaç Kullanımı Hayat KurtarıyorProf. Dr. Yılmaz Bülbül, tüberküloz tedavisine ilişkin, "Hastalar, i...
12/01/2026

Tüberkülozda Düzenli İlaç Kullanımı Hayat Kurtarıyor

Prof. Dr. Yılmaz Bülbül, tüberküloz tedavisine ilişkin, "Hastalar, ilaçlarını düzgün ve tarif edildiği şekilde kullanırlarsa bir sorunla karşılaşmaksızın hastalıklarını kolaylıkla atlatabiliyorlar." dedi.
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yılmaz Bülbül, AA muhabirine, halk arasında "verem" olarak bilinen tüberkülozun mikrobik olduğunu söyledi.

Tüberküloza "mycobacterium tuberculosis" adlı mikrobun neden olduğunu ifade eden Bülbül, "Verem, özellikle akciğerleri tutan ama akciğer dışı organlarda da enfeksiyona, iltihaba yol açabilen mikrobik bir hastalık." diye konuştu.

Bülbül, Sağlık Bakanlığının verilerine göre ülke genelinde tüberküloz görülme sıklığının 100 binde 10-15 olduğuna işaret ederek, şu değerlendirmede bulundu:
"15-20 yıl öncesine göre çok daha iyi konumdayız. Trabzon'da da yılda 150-200'lü rakamlardan şu anda 100'ün altına düştük. Dolayısıyla tüberküloz açısından ülkemiz, şu anda iyi bir konumda ve daha da iyi konumlara gelmemiz gerekiyor. Bu yönüyle hem hastalar hem de hekimler olarak sürekli uyanık ve dikkatli olmamız lazım. "

"Uzayan öksürük ihmal edilmemeli"
Hızlı tespit ve tedavinin bulaşıyı önlemek ve vaka sayısını minimize etmek açısından önemli olduğunun altını çizen Bülbül, şöyle devam etti:
"Hastalar, özellikle 2-3 haftayı, 1-2 ayı aşan uzayan öksürüklerle karşımıza gelebiliyorlar. Bunun yanında ateş, geceleri aşırı terleme, kilo kaybı, zayıflama, iştahsızlık gibi şikayetler olabiliyor. Bu tür şikayetlerin hepsi tek bir hastada olmayabilir. Bir kısım sadece öksürükle, bir kısım sadece ateşle, bir kısım hasta da kilo kaybetmiş şekilde gelebiliyor. Şikayetler, kişilere göre değişebiliyor."
Bülbül, süresi uzayan öksürüğün ihmal edilmemesi gerektiğine dikkati çekerek, bunun altında yatabilecek birçok nedenin bulunduğunu belirtti.

Tüberkülozun da bunlardan biri olduğunu anlatan Bülbül, "Uzayan öksürüğün beraberinde ateş oluyorsa, geceleri aşırı terleme söz konusuysa, zayıflaması varsa, uzayan öksürüğe bu tür ikincil şikayetler eşlik ediyorsa tüberkülozu düşünmek lazım. Şunu da vurgulamam lazım, sadece öksürükle gelen tüberküloz çıkan hastalarımız da söz konusu. Buna dikkat etmek lazım." dedi.

"Tüberkülozdan korunmanın en etkili yolu hastaların tedavisi"
Bülbül, tüberkülozun ağırlıklı damlacık yoluyla bulaştığını belirterek, "Aynı ortamı paylaşmak önemli. Yazın da kışın da olabilir ama kapalı ortamları biz daha çok kış mevsiminde paylaşıyoruz. Böyle olunca da ihtimal kış mevsiminde bir miktar daha artıyor." diye konuştu.
Tüberkülozdan korunmak için en etkili yolun hastaların tedavisi olduğunu anlatan Bülbül, "Tedavisiz hastalar dolmuşa bindiğinde, sinemaya gittiğinde, kapalı ortamları paylaştığında yanında oturan diğer insanlara bulaştırma ihtimali çok yüksek. Dolayısıyla öncelikli amaç hasta kişilerin bir an evvel tespit ve tedavi edilmesidir." ifadelerini kullandı.

Bülbül, hastaların ilaçlarını günü gününe kullanmalarının da tedavi için önem arz ettiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Tüberküloz hastalığının tedavisi var. Hastalar ilaçlarını düzgün ve tarif edildiği şekilde kullanırlarsa bir sorunla karşılaşmaksızın hastalıklarını kolaylıkla atlatabiliyorlar. Esas üzerinde durulması gereken konu ilaçların mutlaka düzgün ve kuralına uygun şekilde kullanılmasıdır. Kullanılmadığında çok daha büyük sorunlarla karşılaşıyoruz."

10/01/2026

Hipertansiyon Fark Edilmeden İlerleyebiliyor

KTÜ Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şahin, "Hipertansiyon sinsi bir hastalık. Çoğu zaman şikayet vermeyebiliyor. Hastalar 'ben iyiyim, ne gerek var, hasta değilim ki' gibi mantıklarla tansiyon ölçtürmüyor." dedi.

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mürsel Şahin, AA muhabirine, hipertansiyonun yaygın olmasına rağmen hastaların yarısının tansiyonunun farkında olmadığını söyledi.

Bu durumun birçok nedeni olduğunu belirten Şahin, "Hipertansiyon sessiz, sinsi bir hastalık. Çoğu zaman şikayet vermeyebiliyor. Şikayet olmayınca da hastalar 'ben iyiyim, ne gerek var, hasta değilim ki' gibi mantıklarla tansiyon ölçümü yapmıyor." ifadesini kullandı.

Şahin, tansiyonun uzun süre hiç şikayet vermeden ilerleyebileceğini, bu nedenle de bazen kötü sonuçlara neden olabildiğini vurguladı.

Ense, sırt ve baş ağrılarının farklı sebeplere dayandırılabildiğini aktaran Şahin, bu durumda özellikle tansiyonun akla getirilip, ölçüm yapılması gerektiğinin altını çizdi.

Şahin, son yıllarda tansiyon ölçümü konusunda farkındalık açısından önemli yol alındığına dikkati çekerek, şöyle devam etti:
"Toplumda 10 ila 20 yıl öncesine göre hipertansiyon farkındalığı aslında daha yüksek. Aile hekimliği hizmetlerimiz çok arttı. Şikayeti olmadan da aile hekimleri kişileri çağırıp, rutin kontrollerini yapabiliyor. Burada rutin tansiyon ölçümleri yapılabiliyor. Bunlarla problem epey bir çözüldü ama halen daha farkında olunmayan hastalar çok."

"Tansiyon ölçümünün çok doğru yapılması lazım"
Özellikle 40 yaşından sonra mutlaka tansiyon ölçülmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, "Ailede erken yaşta kalp damar hastalığı, hipertansiyon, aşırı kilo, sigara kullanımı olan ve egzersiz yapmayan bir hastadır. Bunların daha da erken yaşlarda tansiyonlarını mutlaka baktırmaları lazım. Yani burada yaş sınırı 40 gibi dedik ama hakikaten çok zor bir şey değil ölçüm yapmak. Mutlaka bir kere tansiyona bakılması gerekiyor." dedi.

Şahin, tansiyon ölçülürken yapılan hatalara dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Rakamsal bir değerle tanı koymaya çalışıyoruz ve bu ciddi bir tanı. Tansiyon ölçümünün çok doğru yapılması lazım. Mutlaka bazı yiyeceklerin, gıdaların, sigaranın en azından bir 20 dakika, yarım saat önce kullanılmamış olması gerekiyor. Özellikle kafein içeren kahve, çay gibi besinleri en son yarım saat önce almaları gerekiyor. En az bir 10 dakika istirahat ettikten sonra oturur vaziyette, ayaklarımız yerde, sırtımız yaslanmış, kolumuz kalp hizasında ölçüm yaparsak bu doğru bir ölçüm olur. "

Tansiyon ilk defa ölçülüyorsa iki koldan en az iki ölçüm yapılması gerektiğini belirten Şahin, "Tek ölçüme ve tek kol ölçümüne de güvenmemek gerekiyor. En azından ilk seferde bunlara çok dikkat etmek lazım." ifadesini kullandı.

Şahin, tedavi edilmeyen hipertansiyonun uzun vadede birçok soruna yol açabileceğini anlatarak, şunları kaydetti:
"Ne yazık ki ülkemizde ve dünyada en sık ölüm nedeni hala kardiyovasküler hastalıklara bağlı kalp krizi, inmeye bağlı ölümler ve bunların da en sık sebebi hipertansiyon. Uzun süreli kronik hipertansiyon, kalp damarlarında yaptığı tahribat sonucu hastaların bize kalp krizi, inme, felç gibi durumlarla gelmesine neden olabiliyor. Böbrek yetersizliği, yine göz hastalıkları hipertansiyona bağlı kabaca sayabileceğimiz en ciddi hastalıkların başında."

"Hipertansiyon sinsi ve ciddi bir hastalık"
Tansiyonu kontrol altına almada yaşam tarzı değişikliğinin önemli olduğuna dikkati çeken Şahin, "Bunun içerisinde kilo kontrolü, zararlı alışkanlıklar, alkol ve sigaranın bırakılması, düzenli egzersiz çok önemli. Bunlar hipertansiyonun hem gelişmesini engelleyecek hem de varsa hipertansiyonun ilaçsız kontrolünü bile sağlayabilecek, çok kıymetli uygulamalardır. Mutlaka herkese öneriyoruz." ifadesini kullandı.

Doç. Dr. Mürsel Şahin, erken tanı için tansiyon takibine özen gösterilmesi gerektiğini anımsatarak, "Hipertansiyon sinsi ve ciddi bir hastalık. Ölüm nedenleri arasında en baş sırada." değerlendirmesinde bulundu.

Kontrolsüz Teknoloji Kullanımı Öfke ve Davranış Sorunlarına Yol AçabiliyorKaradeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Has...
07/01/2026

Kontrolsüz Teknoloji Kullanımı Öfke ve Davranış Sorunlarına Yol Açabiliyor

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Volkan Şahin, teknoloji bağımlılığının aile ilişkilerinin bozulmasına ve akademik işlevlerin düşmesine sebep olabileceğini belirtti.

Şahin, AA muhabirine, teknolojinin haberleşme ve bilgi edinmek gibi birçok amaçla kullanılmasına rağmen bağımlılığa gidebilen bir süreç oluşturabildiğini ifade etti.

Teknoloji bağımlılığının alt dalları olduğunu dile getiren Şahin, çevrimiçi oyun ve sosyal medya bağımlılığının bunlardan birkaçı olduğunu aktardı.

Bağımlılık tanısı için bazı belirtilerin olması gerektiğini işaret eden Şahin, "Bu belirtiler, her geçen gün bunlarla ilgili daha fazla zaman harcama, sürekli zihinsel meşguliyet, internet başında olmadığımız zamanlarda sürekli internete girme istediği, mobil cihaza ulaşma isteği gibi şeylerdir. Bunlar olmadığı zaman öfkelenme, kendimizi mutsuz hissetme gibi belirtiler de olabiliyor." dedi.

Şahin, teknoloji bağımlılığının neden oluştuğunun sorgulanması gerektiğine işaret ederek, "Özellikle aile desteği az olan çocuk ve gençlerin teknolojiyle daha fazla uğraştığı ve bağımlılık süreçlerine daha yatkın oldukları gösterilmiş. Bunun haricinde bizler de böyleyiz. Kendimizi mutsuz hissettiğimiz zamanlarda telefon, internet daha kolay ulaşılabilir olduğu için oralarda can sıkıntımızı giderebilmek amacıyla bunları kullanıyoruz." ifadesini kullandı.

Teknoloji bağımlılığının sosyal yaşamdan uzaklaşmaya neden olduğuna dikkati çeken Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Sosyal ilişkilerimiz zayıfladığı için biz tekrar mutsuz oluyoruz. Kalabalık yerlere giremeyen, kendisini ifade etmekte zorlanan kişiler de sosyal medyada ve internette zaman geçirerek bu sosyalleşme ihtiyaçlarını orada giderebiliyorlar. O da onlar için ekstra ruhsal problemleri neden olabiliyor. Teknoloji bağımlılığı ayrıca öfke, uyku, davranış problemlerine, aile ilişkilerinin bozulmasına, akademik işlevlerin, ders başarısının düşmesine sebep olabiliyor."

Şahin, bu süreçte aile desteğinin önemli olduğunu belirterek, "İhtiyacımız olduğu kadar üretmek amacıyla teknolojiyi kullanmamız gerekiyor. Sosyal etkileşimi artırmak amacıyla arkadaşlarımıza, hobilerimize, sporumuza vakit ayırmamız gerekiyor. Tabii ki arkadaş çevresi de çok önemli. Bu tarz bağımlılıkları olan arkadaşlarımızdan da uzak durmamız, gerektiğinde de bir uzman desteği almamız şart." değerlendirmesinde bulundu.

Soğuk Havalar Kalp Krizine Zemin HazırlayabilirKaradeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Nurce...
05/01/2026

Soğuk Havalar Kalp Krizine Zemin Hazırlayabilir

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Nurcemal Şentürk, "Soğuk havalar, kişinin damar yapısını etkiler ve kalbin artan iş yükü neticesinde olası kalp krizine normal şartlara göre daha kolay altyapı sağlamış olur." dedi.
KTÜ Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Şentürk, AA muhabirine, soğuk havaların kalp krizini tetikleyerek, kalp krizi riskini artırabileceğini söyledi.
Soğuğun damarda daralmaya neden olduğunu dile getiren Şentürk, "Bu damar daralması neticesinde kan akımı yavaşlar. Yine aynı şekilde kalp hızında artış, kan basıncında yükselme seyreder." ifadesini kullandı.

Şentürk, bunlara bağlı kalbin iş gücünde artışın söz konusu olduğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Soğuk havalar kişinin damar yapısını etkiler ve damar daralması, kan basıncı artışı, kalp hız artışı, kalbin artan iş yükü neticesinde kalp krizi olası bir durumuna normal şartlara göre daha kolay bir altyapı sağlamış olur. Bir kişide soğuk hava direkt kalp krizi yapar demeyelim ama soğuk hava kalp krizi açısından riskli bireylerde bu riski kolaylaştırır ve sessiz kalp krizlerine sebebiyet verebilir."
Risk grubundaki kişilerin daha dikkatli olmaları gerektiğini vurgulayan Şentürk, "Herkes için 'soğuk hava kalp krizi yapar' diyemeyiz ama özellikle soğuk havada riskli olan kişilerde kalp krizi bir miktar daha önemli oluyor. Önceden kalp damar hastalığı olan, kalp krizi geçirmiş, anjiyo olmuş, stent takılmış, bypass olmuş kişiler özellikle riskin en yüksek olduğu kişilerdir." diye konuştu.
Şentürk, sigara kullanan, diyabeti bulunan, 65 yaş üzeri ve aşırı kilolu kişilerin de risk altında olduğunu belirterek, bu kişilerin soğuk havalarda çok daha dikkatli olmaları gerektiğini kaydetti.

Risk grubundakilere sağlık taraması önerisi
Kalp krizi riskine karşı sağlık taramalarının düzenli yapılmasının önemli olduğuna dikkati çeken Şentürk, "Risk grubundaki kişilerin sağlık taramalarını optimal yaptırmaları gerekir. Aktif kalp damar hastalığı olan kişilerin de ilaçlarını düzenli kullanmaları çok kıymetli." dedi.
Şentürk, sigara ve alkolden uzak durulması gerektiğine işaret ederek, "Soğuk havalarda soğuğa çok temas etmemek, mümkünse az çıkmak ya da soğuk havalarda vücudu sıcak tutacak kıyafetler giymek gerekir. Özellikle göğüs ve boyun bölgesini sıcak tutacak kıyafetleri tercih etmek önemli." ifadesini kullandı.
Soğukla temasın en aza indirilmesi gerektiğini belirten Şentürk, sözlerini şöyle tamamladı:

"Kış aylarında 'soğuk havada dışarı çıkmayın' diyoruz ama hastanın hareketini de kısıtlamış oluyoruz. Yani daha az spor yapmış, daha az yürümüş oluyor. Bunun da önüne geçmemiz gerekiyor çünkü biliyoruz ki sedanter yaşam (fiziksel aktivitenin olmadığı ya da düzensiz olduğu yaşam tarzı) da kalp krizi için önemli risklerden bir tanesi. O yüzden soğuğa çok çıkmayalım ama en azından kapalı ortamlarda, spor salonlarında ya da soğuk olmayan zaman dilimlerinde egzersiz, fiziksel aktiviteler yapalım. Fiziksel aktiviteye devam etmek de bizim için önemli."

Uyku Apnesi Kalp ve Damar Sağlığını Tehdit EdiyorProf. Dr. Yılmaz Bülbül, obstrüktif uyku apnesi ile kardiyovasküler has...
31/12/2025

Uyku Apnesi Kalp ve Damar Sağlığını Tehdit Ediyor

Prof. Dr. Yılmaz Bülbül, obstrüktif uyku apnesi ile kardiyovasküler hastalıklar arasında direkt ilişki olduğunu belirterek, "Uyku apnesi özellikle kardiyovasküler yapıların erken yaşlanmasına yol açıyor." dedi.

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Uyku Ünitesi Sorumlusu Prof. Dr. Bülbül, AA muhabirine, uyku apnesinin yaş ve kilo alımıyla birlikte görülme sıklığının arttığını söyledi.
Obezitenin en önemli risk grubunu oluşturduğunu belirten Bülbül, "Kilo almakla risk artıyor. Yaşlandıkça yine risk artıyor. Tabi bazen de anatomik değişiklikler nedeniyle riskli olan gruplar var." diye konuştu.

Bülbül, burun tıkanıklığının da bir risk faktörü olduğuna işaret ederek, "Bunun gibi anatomik gerekçelere bağlı olarak üst solunum yollarında çökme veya daralma gelişebilir. Tabi daha başka faktörler de var. Mesela hipotiroidi yine risk faktörüdür. Bazı hastalıklar yine aynı şekilde ama en başa koyabileceğimiz obezite, ileri yaş, anatomik patolojilerdir." şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Bülbül, uyku apnesinin, kardiyovasküler hastalıklar açısından risk oluşturduğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Obstrüktif uyku apnesi ile kardiyovasküler hastalıklar arasında direkt ilişki var. Uyku apnesi özellikle kardiyovasküler yapıların erken yaşlanmasına yol açıyor. Buna bağlı olarak hipertansiyon, serebrovasküler hastalıklar (felç, inme), kalpte ritim bozuklukları, kalp yetmezlikleri gibi problemlerle arasında doğrusal bir ilişki var. Yani uyku apnesi, kardiyovasküler hastalıkların riskini artırıyor."

Hastaneye başvuru nedenlerinin başında horlama şikayetinin geldiğini aktaran Bülbül, şunları kaydetti:
"Diğer yandan tanıklı apne dediğimiz neden var. Bazen hastaların eşleri 'uykuda nefesi duruyor, ölecek zannediyorum' diyor. Nefes durması olabiliyor. Onun haricinde gündüz aşırı uyku hali yine önemli bir semptom. Gece uykusu sıkça apneler nedeniyle bölündüğü için ertesi gün oturduğu yerde, televizyon karşısında, direksiyonda, dikkat gerektiren işlerde de maalesef bazen uyuyabiliyorlar. En önemli semptomlar bunlar ama başka semptomları veya daha minör semptomları da olabiliyor."

"Kilo ve ileri yaş önemli risk faktörleridir"
Bülbül, uyku apnesinin altın standart tedavisinin Sürekli Pozitif Havayolu Basıncı (CRAP) olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
"Bunun haricinde hastaya özgü bazen kulak burun boğazın müdahale etmesi gereken anatomik anomaliler oluyor, kulak burun boğaza gönderiyoruz. Bazen daha hafif şekilleri veya basit horlama gibi türlerinde ağız içi cihazlar dediğimiz dili ya da çeneye öne alan tedaviler mümkün. Daha farklı tedavi yaklaşımları da pozisyonel tedaviler gibi bu tarz tedaviler de mümkün ama tedavinin özü aslında bu hastalara CPAP tedavisi. Kilo ve ileri yaş önemli risk faktörleri. Hastalarımızın yaşını geri alma imkanı yok ama kiloyu mutlaka kontrol edebilme imkanları var. Dolayısıyla kilo verme ya da almama konusunda en azından bir endokrin uzmanından, diyetisyenden yardım almalarında fayda var."

Prof. Dr. Yılmaz Bülbül, uyku apnesinin diyabet gibi metabolik komplikasyonlarının da olabileceğine işaret ederek, "Bu hastalarda kilo vermeyle hem uyku apnesi semptomlarında gerileme hem diyabet regülasyonu kontrolü hem de yaşam kalitesinin artışı mümkün. Dolayısıyla bu hastalarda kilo çok önemli." diye konuştu.

Düzenli Kontrol Kalp Krizi Riskini AzaltıyorKTÜ Tıp Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Şentürk, "Kişinin bir şikâyeti olmayabil...
30/12/2025

Düzenli Kontrol Kalp Krizi Riskini Azaltıyor

KTÜ Tıp Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Şentürk, "Kişinin bir şikâyeti olmayabilir ama kalp krizi riskini engellemek ve ani ölümleri önleyebilmek için özellikle risk faktörü olan hastaların erken dönemde rutin kontrollerini yaptırmaları gerekiyor." dedi.
Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Nurcemal Şentürk, kalp krizi riskini engellemek ve ani ölümleri önleyebilmek için özellikle risk faktörü altındaki kişiler başta olmak üzere herkesin erken dönemde rutin kontrollerini yaptırması gerektiğini söyledi.

Şentürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kalp krizleriyle son dönemlerde çok sık karşılaşıldığını ifade etti.
Genç yaşlarda da sıklıkla bu durumun yaşanabildiğini belirten Şentürk, "O yüzden düzenli sağlık kontrolleri, kalp taraması yapılması çok önemli. Özellikle ailede kalp hastalığı, genç yaşta kalp krizi geçirme öyküsü olan kişilerde, sigara içenlerde, şeker hastalığı olanlarda kalp krizinin erken teşhis edilmesi için çok erken tetkikler yapılması gerekiyor." dedi.

Şentürk, öncelikle fiziki muayenenin kendileri için önemli olduğunu vurgulayarak, şu değerlendirmede bulundu:
"Riski olan hastalarda belli kriterlere dikkat ederiz. 'Kalpte üfürümü var mı, nabızları doğal seyirli mi, bir üfürümü duyar mıyız?' bunları değerlendiririz. Tansiyon ölçümü çok kıymetli. Çünkü yüksek tansiyon kalp krizinin en önemli nedenlerden bir tanesi. O yüzden hipertansiyonun erken teşhis ve tedavi edilmesi kalp krizi riskini azaltan en önemli nedenlerden biridir."

Hastalara fiziki muayene, tansiyon ölçümü dışında EKG ve kan tetkikleri de yaptıklarını anlatan Şentürk, "EKG'de kalp ritim bozuklukları, daha önce geçilmiş mini enfarktüs ve olası ritim bozukluğuyla alakadar bazı ipuçlarını görebiliriz. Bunlar bizim erken teşhis yapmamızı ve tedaviye erken almamızı sağlayabilir. " diye konuştu.

"Hastaların durumuna göre daha ileri tetkikleri yapıyoruz"

Şentürk, kan tahlillerinde de birtakım bulgular olduğunu aktararak, "CRP dediğimiz bir tahlile bakarız. CRP aslında bir enfeksiyon göstergesidir ama enflamasyon göstergesi olarak damar sertliğinde artış olarak karşımıza çıktığı için yine ileride oluşabilecek kalp krizi riskini gösteren önemli tahlillerden biridir." ifadelerini kullandı.

Hastaların durumuna göre daha ileri tetkikleri yaptıklarını belirten Şentürk, şöyle devam etti:
"Şüpheli gördüğümüz, riski yüksek hastalarda kalbi EKO ve Efor testleriyle değerlendiriyoruz. EKO'da kalbin çalışma gücünü, kapasitesini, fonksiyonu, kapakçıkların yapısını, daha önce bir kalp krizi yaşamışsa bununla alakadar bazı bulguları görebiliriz. Bunlar bizim için kıymetli işaretlerdir. Yine hastamıza yapacağımız Efor testi de sessiz bir kalp krizi riski, damar tıkanıklığı ya da darlığı varsa ve bu krize dönüşmemişse erkenden teşhis edip hastayı tedavi etme şansını bize sunacaktır."

Şentürk, riskli hastalarda yine kansız anjiyo denilen BT anjiyografiyi kullandıklarına işaret ederek, "Bu tetkikle hastaya sanal anjiyo imkânı sunmuş oluyoruz. Riski yüksek hastalarda BT anjiyografi ile damar yapısını görerek, stent takılması gereken hastaları seçerek erken tedavi şansı sunmuş oluyoruz." dedi.

Birçok kalp krizinin belli hastalıklar eşliğinde ilerlediğine dikkati çeken Şentürk, şunları kaydetti:
"Normalde bir kişinin hipertansiyonu yüksek, kolesterolü ve diyabeti olabilir ama bu süreç kalple alakadar sessiz seyredebilir. Hipertansiyon, kalp krizinin en önemli risk faktörüdür. Diyabet, aynı şekilde damar yapısının endotel fonksiyonunu bozar ve difüz damar hastalığı dediğimiz yaygın damar bozukluğuna sebebiyet verir ve kalp krizinin en önemli nedenlerinden biridir. Kolesterol yüksekliği de aynı şekilde. O yüzden kişinin bir semptomu, şikâyeti olmayabilir ama erken kalp krizi riskini engellemek ve kalp krizinden ani ölümleri önleyebilmek için özellikle risk faktörü olan hastaların erken dönemde rutin kontrollerini yapmak gerekir."

Address

Trabzon
61060

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi:

Share

Share on Facebook Share on Twitter Share on LinkedIn
Share on Pinterest Share on Reddit Share via Email
Share on WhatsApp Share on Instagram Share on Telegram