17/02/2026
Bazı evlerde çocuklar, daha küçük yaşta evin havasını koklamayı öğrenir.
Kapı sesinden ruh halini, bakıştan tehlikeyi, sessizlikten fırtınayı anlar.
Bir gün çok sevilen, ertesi gün yok sayılan…
Bir gün şefkat gösteren, ertesi gün inciten bir iklimde büyüdüysen,
içinde hep küçük bir tetikte olma hali kalır.
Çünkü çocuk için en büyük güven, öngörülebilirliktir.
Ne olacağını bilmek, dünyanın sağlam olduğunu hissetmektir.
Ama evde keskin iniş çıkışlar yaşıyorsan,
sevilmek performansına bağlıysa,
huzur anne babanın ruh haline göre değişiyorsa…
şunu öğrenirsin:
“Dengeyi ben sağlamalıyım.”
Yetişkin olduğunda da bu alışkanlık peşini bırakmaz.
Birinin yüzü düşse, sen kendini suçlu hissedersin.
Bir tartışma çıksa, hemen kendini düzeltmeye çalışırsın.
Sevilmek için fazla verirsin,
kırılmamak için susarsın.
Çünkü bir zamanlar, sevginin kaygan bir zemin olduğunu deneyimlemişsindir.
Oysa hiçbir çocuk, bir yetişkinin duygusal yükünü taşımak zorunda değildir.
Hiçbir çocuk, evin huzurundan da sorumlu değildir.
Ve belki en iyileştirici cümle şudur:
O gün hayatta kalmak için öğrendiklerin,
bugün yaşamak için değiştirebileceğin şeylerdir.
Ve geçmişten sıyrılıp kendi duygularını regüle etmeyi öğrendiğinde yeniden huzurlu bir yetişkin olabilirsin.