Psk. Dan. Esra Aksüt

Psk. Dan. Esra Aksüt Psk. Dan./Pedagog/Oyun Terapisti Esra Aksüt'ün resmi facebook hesabıdır.

01/04/2026

Duygular bastırıldığında ortadan kaybolmaz, sinir sistemi üzerinde birikmeye devam eder. Kişi uzun süre işlevsel kalabilmek için duygularını erteleyebilir ancak bu birikim belirli bir eşiğe ulaştığında, çoğu zaman küçük bir tetikleyiciyle yoğun bir duygusal boşalma yaşanır. Bu durum zayıflık değil, beynin ve bedenin yükü düzenleme ve dengeleme çabasıdır. Ağlama ise bu sürecin doğal bir parçası olarak duygusal boşalım ve rahatlama sağlar.
Sence de artık biraz hafiflemenin zamanı gelmedi mi?

26/02/2026

Çocuğun duygusunu isimlendirmek, duygu düzenlemenin temel basamağıdır. Çünkü düzenleme, fark etmekle başlar. Çocuk yaşadığı duyguyu tanımlayamadığında onu davranışa döker; öfke nöbeti, ağlama, içine kapanma ya da inatlaşma aslında ifade edilemeyen bir duygunun dışavurumudur.
Duygu kelimeye döküldüğünde beyinde regülasyon süreci başlar. Limbik sistemin yoğun aktivasyonu azalır, prefrontal korteks devreye girer. Yani çocuk sakinleşmeye ve düşünmeye daha açık hale gelir. Bu nedenle “İsimlendir ki yönetebilesin” yaklaşımı nörobiyolojik olarak da temellidir.Peki nasıl?
1️⃣ Duyguyu etiketleyin: “Şu an hayal kırıklığına uğramış görünüyorsun.”
2️⃣ Duyguyu kabul edin: “Böyle hissetmen çok anlaşılır.”
3️⃣ Kısaca yansıtın ve tekrarlayın.
Unutmayın; duyguyu kabul etmek davranışı onaylamak değildir. “Sinirlisin çünkü oyun bitti” cümlesi sınırı korur ama çocuğun iç dünyasını görür. Görülen çocuk savunmayı bırakır, iş birliği artar.
Duygusu anlaşılan çocuk, zamanla duygusunu yönetmeyi öğrenir.

10/02/2026

İnsan, doğası gereği sosyal bir varlıktır. Beynimiz, ait olmayı ve uyum sağlamayı hayatta kalmanın bir parçası olarak kodlar (Baumeister & Leary, 1995). Bu nedenle çoğu zaman kendi ihtiyaçlarımızı bastırıp çevreye uyum göstermeyi seçeriz. Ancak kronik öz-fedakârlık ve sürekli onay arayışı, uzun vadede duygusal tükenmişliğe ve benlik kaybına yol açabilir.
Bazı bireyler bu yükten kaçmak için empatiyi azaltan, rekabeti artıran savunma mekanizmaları geliştirir. Psikolojide bunu “duygusal kopuş” ve “faydacı benlik” örüntüleriyle açıklarız. Gerçek iyilik hali ise başkalarına uyum sağlamakla değil; kendi sınırlarımızı koruyarak bağ kurabilmekle mümkündür.

03/02/2026

Alfred Adler’e göre kardeşlerin doğum sırası, kişilik gelişiminde önemli bir rol oynar. Aile içindeki dinamikler, ebeveyn tutumları ve çocuğun kendini konumlandırma biçimi; davranış örüntülerine yansır.
🔹 İlk çocuk, çoğu zaman daha sorumluluk sahibi, düzenli ve “model olma” eğilimindedir. Ailede ilk kez deneyimlenen ebeveynlik, genellikle daha yapılandırılmış bir ortam yaratır. Bu nedenle görev bilinci ve beklentiler daha yüksektir.
🔹Ortanca çocuk, iki uç arasında kimliğini inşa etmeye çalışır. Daha esnek, zaman zaman kendi ritmine göre hareket eden bir yapı gösterebilir. Çoğunlukla “arabulucu”, “dengeleyici” ya da kendi alanını korumaya çalışan bir profille karşımıza çıkar.
🔹 En küçük çocuk, ailede genellikle daha fazla toleransın ve esnekliğin olduğu bir konumda büyür. Bu durum, yaratıcılık, girişkenlik ya da zaman zaman sınırları zorlayan davranışlar olarak gözlemlenebilir.
Elbette bu özellikler kesin kalıplar değildir. Her çocuğun mizacı, ebeveyn tutumu ve aile dinamiğiyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Doğum sırası, çocuğu tanımak için bir ipucu sunar; belirleyici olan ise kurulan ilişkidir.

27/01/2026

Bir ebeveynin çocuğuna verdiği en büyük miras, sadece sevgi değil;
kendi duygusal dünyasıyla kurduğu ilişkidir.
İyileştirilmemiş travmalar, fark edilmeden ilişkilere taşınır.
Duyguları düzenleme biçimimiz, sınırlarımız, tepkilerimiz ve bağlanma tarzımız
çocuğun iç dünyasının temelini oluşturur.
Bu yüzden çocuk için yapılabilecek en koruyucu şey,
önce kendi içsel yaralarımızla çalışabilmektir.
Bir kişi iyileştiğinde,
bir çocuk daha güvenli büyür.
Ve bir neslin hikâyesi değişir.

20/01/2026

Her insanın görünmeyen bir hikâyesi vardır.
Depresyon, yas, anksiyete, ilişki sorunları, umut arayışı…
Davranışlar çoğu zaman iç dünyadaki duyguların bir yansımasıdır.
Ruh sağlığı, sadece mutlu olmak değil; yaşadığını fark edebilmek ve destek alabilmektir.

13/01/2026

Travma, yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay değildir; sinir sistemi tarafından hâlâ “oluyormuş gibi” algılanan bir biyolojik öğrenmedir.
Güncel bir durumda verdiğimiz tepki, mevcut gerçeklikle orantısızsa, bu tepki çoğu zaman bugünkü yetişkin benliğimizden değil; geçmişte tehdit altında kalmış olan çocuğun sinir sisteminden kaynaklanır.
Araştırmalar, travmanın beyinde özellikle amigdala ve otonom sinir sistemi düzeyinde kalıcı alarm örüntüleri oluşturduğunu göstermektedir. Bu nedenle kişi, tehlike geçmesine rağmen bedensel olarak hâlâ savaş–kaç–don tepkisi içinde yaşayabilir.
Bu ayrımı yapabilmek —“şu an mı, geçmiş mi?”— kişinin davranışlarını kişilik kusuru olarak değil, regülasyon ihtiyacı olan bir sinir sistemi tepkisi olarak görmesini sağlar.
İyileşme, “neden böyleyim?” sorusundan çok, “sinir sistemim neyi korumaya çalışıyor?” sorusuyla başlar.

07/01/2026

Bir süredir seni en çok ne tüketiyor?”
“Son zamanlarda kendimi çok tükettim.”
Bu cümle bir şikâyet değil;
bedenin ve zihnin verdiği önemli bir uyarıdır.
Çünkü insan çoğu zaman kendini şu noktalarda fark etmeden tüketir:
• Sürekli idare etmeye çalışırken
• Güçlü görünmek zorunda hissederken
• Herkese yetişip kendine yer açamadığında
• Durması gerekirken devam ettiğinde
Bu tükeniş çoğu zaman
yemekle, alışverişle ya da ekranla değil;
taşınan duygusal yükle ilgilidir.
Ve belki de bu fark ediş,
kendinle ilişkinizi yeniden gözden geçirmek için
en doğru başlangıçtır.

06/01/2026

Bir çocuğun dünyayı algılama biçimi, kendisine söylenenlerden çok
maruz kaldığı tutumlarla şekillenir.
Sınırların sertlikle çizildiği bir ortamda büyüyen çocuk,
duygularını tanımayı değil bastırmayı öğrenir.
Korkuyla büyüyen çocuk, güvende olmayı değil tehlikeyi aramayı öğrenir.
Gerçeğin çarpıtıldığı, duyguların geçersizleştirildiği bir çocuk,
zamanla kimseye yaslanamamayı öğrenir.
Sürekli kıyaslanan, değersiz hissettirilen çocuk ise
sesinin duyulmadığına ve kendisinin “yeterli olmadığına” inanır.
Şiddetin olduğu yerde beden büyür,
ancak zihin ve ruh sürekli tetikte kalır.
Sevginin eksik olduğu bir ortamda ise çocuk,
kendini sevilmeye değer görmeyi öğrenemez.
Çocuklukta yaşananlar geçip gitmez;
yalnızca şekil değiştirerek yetişkinliğe taşınır.

31/12/2025

Kendini sevmek; bencil olmak ya da her isteğini yapmak değildir.
Kendini sevmek, sana iyi gelmeyeni fark edebilmek ve onunla arana sağlıklı bir mesafe koyabilmektir.
Kişi kendi duygularını, ihtiyaçlarını ve sınırlarını tanıdıkça;
onu yoran ilişkilerde kalmakta, kendini değersiz hissettiren ortamlara katlanmakta ya da sürekli kendinden vermekte zorlanır. Çünkü içsel değer duygusu güçlendikçe, “katlanmak” yerine “korumak” ön plana çıkar.
Öz-şefkat ve kendilik değeri arttığında;
• Hayır demek kolaylaşır
• Sınırlar netleşir
• Kişi kendine zarar veren döngüleri daha erken fark eder
• Dış onay ihtiyacı azalır
Bu yüzden kendini sevme süreci, sadece iyi hissetme değil; aynı zamanda ruhsal sağlığı koruyan bir farkındalık sürecidir.

29/12/2025

“İnadına yapıyor” sandığımız birçok davranışın altında çoğu zaman tek bir ihtiyaç yatar:
👉 Bağ kurma ve görülme ihtiyacı.

Özellikle yeni bir kardeşin doğumundan sonra büyük çocukta;
• öfke patlamaları,
• kurallara karşı gelme,
• kardeşe yönelik zorlayıcı davranışlar
daha sık görülebilir.

Bu davranışlar genellikle planlı ya da bilinçli bir “inat” değildir.
Çocuk o an sadece “Ben de buradayım” demeye çalışıyordur.
Çocuk kendi kendine sakin ve uyumlu oynadığında, yetişkinin ilgisi doğal olarak azalabilir.
Çocuğun zihninde ise şu düşünce yerleşebilir:
“Benimle ancak onları zorladığımda ilgileniyorlar.”
Bu yüzden bazı davranışlar, ilgiyi kaybetmemek için tekrar eder.
İhtiyaç duyulan şey ceza değil; güvenli bağ, özel zaman ve gerçekten görülmektir. 💗

22/12/2025

Her çocuk kendi mizacı, duygusal dünyası ve gelişimsel ritmiyle bir bütündür.
Kendi çocukluğumuzda öğrendiklerimizi, yaşadıklarımızı ya da eksik kalanlarımızı farkında olmadan çocuğumuzdan telafi etmesini bekleyebiliriz. Ancak bu beklenti, çocuğun kendi benliğini özgürce inşa etmesinin önünde görünmez bir yük oluşturur.
“Dünün güneşiyle bugünün çamaşırı kurutulmaz.”
Geçmiş koşullarda işe yarayan yöntemler, bugünün çocuğunun ihtiyaçlarına her zaman karşılık vermeyebilir. Çocuk yetiştirmek; geçmişi birebir tekrar etmek değil, bugünün çocuğunu bugünün koşullarında anlayabilmeyi gerektirir.Sağlıklı gelişim; çocuğu kendi hikâyesiyle, kendi duygularıyla ve kendi hızında kabul edebilmekle başlar. Ebeveynin görevi çocuğu kendine benzetmek değil, onun kendisi olabileceği güvenli alanı oluşturmaktır.

Address

Via Flat İş Merkezi
Yenimahalle
06560

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Psk. Dan. Esra Aksüt posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share